Üç günde on dört ev. Bunu bayram başında bir hedef olarak koymadık; bayram bitince bir sonuç olarak saydık. Saydığımız şeyler sadece evler değildi.

Envanter

Erzurum’da üç gün boyunca midemize girenler, kabaca:

  • 11 dilim baklava (biri burma kadayıf olarak sayıldı, itiraz edildi, kabul edildi)
  • 7 tabak kavurma
  • 4 tabak sarma, 2 tabak dolma
  • 3 kâse ayran aşı çorbası
  • 2 tepsi kete
  • 1 tencere cağ kebabı, ki bunu bir ev sahibi “hafif bir şey” olarak ikram etti
  • Sayılamayacak kadar çay
  • 6 bardak turşu suyu

Turşu suyu listede ayrıca belirtilmeli, çünkü bu ailede turşu suyu bir içecek değil, bir ilaçtır. Kavurma ağır gelirse turşu suyu. Baklava ağır gelirse turşu suyu. Turşu suyu ağır gelirse, bir bardak daha turşu suyu.

On bir kişi, bir ağızdan

On birinci evde, öğleden sonra saat üçte, salondaki herkes aynı anda bir şey hissetti. On bir kişi. Kimse bir şey söylemedi, ama on bir kişinin oturuş şekli değişti. Herkes biraz arkaya yaslandı. Biri kemerini gevşetti. Teyzem eteğinin fermuarını sessizce indirdi ve hırkasıyla örttü.

Ev sahibi Gülten Teyze elinde baklava tepsisiyle salona girdi.

On bir kişi aynı anda “Maden suyu var mı?” dedi.

Gülten Teyze durdu. Tepsiyi indirmedi. “Maden suyu mu? Yok, maden suyu yok.”

Bir sessizlik oldu.

“Ama turşu suyu var,” dedi Gülten Teyze. “Mideye iyi gelir.”

On bir bardak turşu suyu geldi. On bir kişi içti. Mideler sustu. Sonra Gülten Teyze baklava tepsisini sehpaya koydu: “Turşu suyunun üstüne biraz tatlı iyi gelir.”

Kardeşim

Bu noktada kardeşim Alper bir şey yaptı. Kalktı, “Bir şey almaya gidiyorum” dedi, çıktı. On beş dakika sonra elinde iki koli maden suyuyla döndü. Yirmi dört şişe. Bakkaldaki bütün maden suyu.

Salondaki on bir kişi ona bir kahraman gibi baktı. Gülten Teyze ona bir hain gibi baktı.

Alper maden sularını dağıttı. Herkes bir şişe açtı. Salonda, aynı anda, on bir kez “pıss” sesi duyuldu. Sonra on bir kez derin bir nefes.

Sonraki üç evde de Alper maden sularını yanında taşıdı. Kapıdan girerken koliyi bir hediye gibi uzattı. Ev sahipleri başta bozuldu, sonra açtı, sonra kendileri de içti.

On dördüncü ev

On dördüncü ev bizim evdi. Akşam yediydi, annem ile ben eve döndük ve tam ayakkabılarımızı çıkarmıştık ki kapı çaldı. Babamın arkadaşı Şaban Bey, eşiyle, bayram ziyaretine gelmişti.

Elinde bir koli vardı. Maden suyu. Kapıda uzattı.

“Bayramın üçüncü günü,” dedi. “Lazım olur diye.”

Annem koliyi aldı. Teşekkür etti. Sonra mutfağa gitti ve elinde tepsiyle döndü.

Tepside baklava vardı. Yanında bir kâse kavurma.

Şaban Bey’in yüzü düştü. Ben anneme baktım. Annem bana baktı. İkimiz de aynı şeyi biliyorduk ve ikimiz de aynı şeyi yaptık.

“Bir dilimden bir şey olmaz,” dedi annem.