Bayramın son misafiri pazartesi akşam yedide kapıdan çıktı. Hatice Hanım kapıyı kapattı, sırtını kapıya dayadı ve evin sessizliğini dinledi. Üç gün boyunca otuz bir kişinin konuştuğu salonda şimdi sadece buzdolabının motoru çalışıyordu.
Buzdolabının içinde dört tepsi baklava vardı.
Salı
Hatice Hanım bir dilim baklavayla çay içti. Bir dilim daha. Bayram bitmişti, artık kimse “bir dilimden bir şey olmaz” demiyordu; Hatice Hanım bunu kendine söyledi. Kendine söylenen cümle, başkasından duyulandan daha ikna edicidir.
Öğleden sonra tepsilerden birini apartmanın kapıcısına götürdü. Kapıcı kibarca teşekkür etti ve kapısını biraz daha açtı. Kapıcının mutfağında, tezgâhın üstünde, üç tepsi baklava duruyordu. Apartmandaki diğer üç daire de aynı şeyi yapmıştı.
Hatice Hanım tepsiyi geri getirdi. Kapıcının da üç tepsisi vardı. Bu şehirde baklavanın gidebileceği bir kapı kalmamıştı.
Çarşamba
Hatice Hanım oğlunu aradı. “Gel bir uğra, baklava var.”
“Anne, ben diyetteyim. Bayramda dört kilo aldım.”
“Bir tepsi götür, iş yerine dağıtırsın.”
“Anne, iş yerinde herkesin elinde baklava var. Dün müdür toplantıya baklava getirdi, kimse yemedi. Toplantı baklava yüzünden uzadı.”
Hatice Hanım telefonu kapattı. Buzdolabını açtı. Tepsilere baktı. Tepsiler de ona baktı. Bir dilim aldı.
Perşembe
Baklava kurumaya başladı. Hatice Hanım baklavanın kurumasını bir hakaret olarak algıladı ve üstüne biraz şerbet gezdirdi. Şerbetlenen baklava canlandı. Hatice Hanım da canlandı. İki dilim yedi, televizyonda bir yemek programı izledi. Programda biri baklava yapıyordu. Kanalı değiştirdi.
Cuma
Hatice Hanım baklavayı yoğurtla denedi. Bunu bir yerde okumuştu. Olmadı. Sonra dondurmayla denedi. Oldu. Bir tepsi bitti.
Cumartesi
Son tepsiden son dört dilim kaldı. Hatice Hanım onları bir tabağa aldı, balkona çıktı, çayını koydu ve Samsun’un akşam havasında sessizce yedi. Bir hafta önce bu balkonda altı kişi oturuyordu. Şimdi bir kişi ve dört dilim baklava vardı. Sonra üç. Sonra iki. Sonra hiç.
Tepsiyi yıkadı. Kuruladı. Dolaba kaldırdı. Buzdolabı bir haftadır ilk kez boştu. Hatice Hanım buzdolabının kapağını açık bıraktı ve bir süre o beyaz boşluğa baktı. İçinde, kendisinin bile tanımlayamadığı bir rahatlık vardı.
Pazar
Pazar sabahı saat onda telefon çaldı. Kız kardeşi Gülten’di.
“Abla, biz bayramda gelemedik ya, bugün geliyoruz. Çocuklar da var, eniştemiz de. Öğleden sonra oradayız. Zahmet etme, hiçbir şey yapma.”
Hatice Hanım telefonu kapattı. Buzdolabına baktı. Boştu.
Mutfağa gitti. Unu çıkardı. Oklavayı çıkardı. Cevizi çıkardı.
Saat dörtte Gülten kapıdan girdiğinde salonda, sehpanın üstünde, sıcak bir tepsi baklava duruyordu.
“Abla, hiçbir şey yapma demiştim.”
“Yapmadım,” dedi Hatice Hanım. “Kalmıştı.”


