Kızımız Ada beş yaşına bastığı bayram, Şengül Teyze bir peçete aldı, tükenmez kalemini çıkardı ve bize bir takvim çizdi.
“Şimdi bakın. Ada beş. Bu yıl yaparsanız, arada altı yaş olur. Çok. Ama seneye kalırsa yedi. Daha çok. O yüzden bu yıl.”
Peçetenin üstünde bir çizgi vardı. Çizginin üstünde iki nokta: Ada ve “kardeş”. Arada bir ok. Okun üstünde “YALNIZ KALMASIN” yazıyordu, büyük harflerle.
Takvimde kreş yoktu.
Fetva
Antalya’daki salonda Şengül Teyze’nin fetvası hızla yayıldı. Herkes bir katkı yaptı.
“Tek çocuk şımarık olur.” (Hala, üç çocuk.)
“Tek çocuk paylaşmayı bilmez.” (Yenge, iki çocuk, ikisi de birbiriyle on yıldır konuşmuyor.)
“Sizden sonra kimi kalacak?” (Dede, yedi kardeş, kardeşlerinden beşiyle küs.)
“Kardeş, en büyük hediyedir.” (Amca, kardeşi babamla miras davası sürüyor.)
Kocam Hakan bana baktı. Ben Hakan’a baktım. Bu salondaki kardeşlik örnekleri, tek çocuğun lehine bir kampanya gibi duruyordu, ama kimse bunu fark etmedi.
Masraf
Hakan bir soru sordu. Sakin bir sesle.
“Teyzeciğim, peki ikinci çocuğu kreşe kim götürecek?”
Şengül Teyze peçeteye baktı. Peçetede bu yoktu.
“Siz götürürsünüz.”
“Biz ikimiz de çalışıyoruz.”
“Annen götürür.”
Annem, salonun öbür köşesinden, “Benim dizlerim” dedi.
“Kayınvalide götürür.”
Kayınvalidem Antalya’da yaşamıyor. Kayınvalidem Ankara’da yaşıyor. Şengül Teyze bunu bilmiyordu, ya da biliyordu ama peçeteye sığmıyordu.
“O zaman ben götürürüm,” dedi Şengül Teyze. Kimse kıpırdamadı. Şengül Teyze’nin evi bize kırk dakika. Şengül Teyze yetmiş bir yaşında. Şengül Teyze bu teklifi yaptıktan iki saniye sonra yaptığı teklifi fark etti ve konuyu değiştirdi: “Neyse, siz bilirsiniz tabii.”
Ada
O sırada Ada salona geldi. Elinde boya kalemleri. Şengül Teyze fırsatı gördü.
“Ada, kuzum, bir kardeşin olsun ister misin?”
Ada düşündü. Beş yaşında bir çocuğun düşünmesi uzun sürmez ama derindir.
“Hayır.”
“Neden kuzum? Yalnız kalırsın.”
Ada salona göz gezdirdi. Köşedeki koltukta Şengül Teyze’nin oğlu Burak oturuyordu. Burak kırk yaşında. Burak, Şengül Teyze’nin tek çocuğu. Burak, Şengül Teyze’nin evinde yaşıyor.
Ada Burak’ı gösterdi.
“Burak Abi de tek çocuk,” dedi. “Ama hiç yalnız değil. Hep annesinin yanında.”
Salonda kimse bir şey demedi. Burak telefonuna baktı. Şengül Teyze peçeteyi katladı ve çantasına koydu.
Akşam kapıda, ayakkabılarımı giyerken, Burak yanıma geldi. Kısık sesle sordu:
“Ada’ya kim öğretti bunu?”
“Kimse,” dedim. “Kendisi gördü.”
Burak başını salladı. Sonra annesine döndü.
“Anne, ben bu akşam erken yatacağım.”
“Tamam kuzum, ben yatağını yaptım.”


