Firdevs Teyze’nin evinde iki çeşit çikolata vardır: bizim yediğimiz ve bizim bildiğimiz.
Bizim yediğimiz, kapının yanındaki kâsede durur. Renkli, buruşuk ambalajlı, bakkaldan kiloyla alınmış, ağızda ne olduğunu tam anlatamayacağınız bir tat bırakan dökme şekerlemeler. Bizim bildiğimiz ise salondaki konsolun arkasında, duvarla konsol arasındaki on santimlik boşlukta, kurdeleli bir kutunun içinde durur.
Bunu bildiğimi Firdevs Teyze bilmez. On yaşındayım, boyum konsolun yüksekliğini geçeli bir yıl oldu.
Sınıf sistemi
Firdevs Teyze, kapıdan gelen her misafiri ilk iki saniyede sınıflandırır. Mahallenin çocukları “C” sınıfıdır: kapıda kâse uzatılır, her çocuk bir tane alır, kapı kapanır. Akrabalar “B” sınıfıdır: kâse salona getirilir, sehpaya konur. “A” sınıfı ise nadiren gelir. Doktor, müdür, kızının görücüleri. Bunlar için Firdevs Teyze salondan çıkar, kapıyı arkasından kapatır ve bir dakika sonra elinde kurdeleli kutuyla döner. O bir dakika boyunca salondan konsolun gıcırtısı duyulur.
Bu bayram ben “B” sınıfıydım. Kâseden bir tane aldım. Kırmızı ambalajlıydı. İçinden yeşil bir şey çıktı.
Keşif
Annem ile Firdevs Teyze mutfakta kahve pişirirken konsola yaklaştım. Kutu yerindeydi. Kurdelesinin rengi biraz solmuştu. Kutunun bir köşesinde, dikkatle bakınca, bir toz çizgisi görünüyordu.
Kutuyu çıkarmadım. Sadece arkasındaki etikete baktım. Son tüketim tarihi, ben üçüncü sınıftayken dolmuştu. Şu an beşinci sınıftayım.
Önemli misafir
Saat dörtte kapı çaldı. Firdevs Teyze kapıyı açtı ve sesi bir oktav yükseldi: “Aaa, Rasim Bey! Buyurun, buyurun!”
Rasim Bey, Firdevs Teyze’nin oğlunun çalıştığı yerdeki müdürdü. “A” sınıfının en üst katı. Teyze onu baş köşeye oturttu, sonra salondan çıkar gibi yaptı, döndü, kapıyı kapattı. Konsol gıcırdadı. Kutu çıktı.
Kurdele açıldı. İçinde, bir zamanlar kahverengi olan, şimdi üzerine ince bir beyaz tabaka çökmüş on altı çikolata vardı. Beyaz tabaka, çikolatanın kendi kendine uzun süre beklediğinde yaptığı şeydi. Çikolata da “A” sınıfına uygun bir yaşlılık geçirmişti.
Rasim Bey bir tane aldı. Isırdı. Çiğnedi. Kibar bir insandı.
“Ne kadar ilginç bir tadı var,” dedi.
“İthal,” dedi Firdevs Teyze. “Onlar biraz böyle beyazlar.”
Rasim Bey başını salladı, ikinci çikolataya uzanmadı. Kâsedeki dökme şekere baktı. Bir an tereddüt etti. Sonra eğildi, kâseden kırmızı ambalajlı bir tane aldı. Açtı. Yeşil şeyi ağzına attı.
“Bu çok güzelmiş,” dedi.
Hesap
Rasim Bey gittikten sonra Firdevs Teyze kutuyu kapattı, kurdeleyi yeniden bağladı ve konsolun arkasına koydu. Bir sonraki “A” sınıfı için.
Annem kalkarken ben kâseden bir avuç dökme şeker aldım. Firdevs Teyze gördü, bir şey demedi. Belki ilk kez, ben de “A” sınıfına geçmiştim. Belki de kâseyi korumanın bir anlamı kalmamıştı; müdür ondan yemişti.
Kapıda annem teyzeye sordu: “O kutuyu nereden almıştın Firdevs?”
“Bayram için aldım ya.”
“Hangi bayram?”
Firdevs Teyze düşündü. Ben de düşündüm. İkimiz de aynı cevabı biliyorduk ve ikimiz de söylemedik.


