Nilüfer Teyze’nin büfesinin en üst rafında, kesme kristal, ağır, boynu ince bir şişe durur. Teyze bayramda bu şişeyi indirir, gümüş ayaklı, yüksük büyüklüğünde kadehlere koyu kırmızı bir şey döker ve şöyle der:

“1994’ten kalma. Rahmetli annemin tarifi.”

Herkes kadehi iki parmağıyla tutar, kokusunu alır, bir yudum alır ve yüzünü buruşturmadan önce gülümser. Moda’daki bu evde vişne likörü bir içki değildir, bir saygı duruşudur.

Bu bayram aramızda Muzaffer Amca vardı.

Muzaffer Amca

Muzaffer Amca annemin teyzesinin oğlu. Ankara’dan gelmiş. Ağzına hayatında bir damla alkol koymamış bir adam. Bunu ilk beş dakikada iki kez söyledi. Nilüfer Teyze kadehi uzattığında da durdu, kadehe baktı, kaşlarını çattı.

“Bunun içinde alkol var mı?”

Nilüfer Teyze bir an düşündü. Sonra en masum yüzünü takındı.

“Vişne kuzum. Vişne ile şeker. Ev yapımı.”

Bu cümlede yalan yoktu. Bir şey eksikti, ama yalan yoktu.

Muzaffer Amca kadehi aldı. Bir yudum. Gözleri biraz büyüdü. “Çok güzel,” dedi. “Kuvvetli bir vişne.” Bir yudum daha. Kadeh bitti.

Kuvvetli bir vişne

Nilüfer Teyze yanına çifte kavrulmuş bademle birlikte ikinci kadehi koydu. Badem, likörün yanına “o kadar da tatlı olmasın” diye konur. Muzaffer Amca bademi yedi, likörü içti. “Bu badem de çok güzel.”

Üçüncü kadehten sonra Muzaffer Amca’nın yanakları vişne rengini aldı. Ceketini çıkardı. Ceketini Nilüfer Teyze’nin berjerinin arkasına astı ve oturduğu yerde hafifçe sağa sola sallanmaya başladı.

Dördüncü kadehten sonra bir türkü söyledi. Ankara’dan gelmiş bir adamın, Moda’daki bir salonda, gümüş ayaklı bir kadehle, gözleri kapalı, bir Karadeniz türküsü söylemesi.

Salondakiler ilk kez onun sesini duydu. Güzel bir sesi varmış. Altmış yedi yıldır kimse bilmiyormuş.

Tarif

Muzaffer Amca kalkarken Nilüfer Teyze’ye eğildi. Elini öptü. Teyzenin elini bir süre tuttu.

“Bu tarifi bana yazar mısın? Hanıma yaptıracağım.”

Nilüfer Teyze bir kâğıda yazdı, katladı, Muzaffer Amca’nın cebine koydu. Muzaffer Amca kapıdan çıkarken kâğıdı açtı. Merdivende okudu. Ben arkasındaydım. Üç satırdı:

“Bir kilo vişne. Bir kilo şeker. Bir şişe votka.”

Muzaffer Amca merdivende durdu. Kâğıda bir daha baktı. Sonra bana döndü.

“Votka,” dedi, “meyveden mi yapılıyor?”

“Patatesten amca.”

Muzaffer Amca bir süre düşündü. Sonra kâğıdı katladı ve göğüs cebine koydu.

“Patates sebze,” dedi. “Sorun yok.”