Bizim ailede baklava yenmez, oylanır. Tabakta kalan her dilim bir çekimser oy, biten her tabak bir destek beyanıdır. Bunu bilmiyordum. Bu bayram, otuz iki yaşında, Kütahya’da öğrendim.
İki tabak
Önce Gönül Teyze’ye gittik. Gönül Teyze annemin kız kardeşi. Ev baklavası açmıştı. Kırk kat, cevizli, şerbeti bol. Tabağıma iki dilim koydu. Birini yedim. İkincinin yarısında durdum, çünkü kahvaltıda annem de baklava vermişti ve bir insan sabahtan öğlene kadar ancak bu kadar baklavaya dayanır.
Yarım dilim tabakta kaldı.
Gönül Teyze tabağa baktı. Bir şey demedi. Tabağı aldı, mutfağa götürdü. Mutfaktan çıktığında yüzü normaldi. Yüzünün normal olması, sonradan anlayacağım üzere, kötü bir işaretti.
Sonra Feride Yenge’ye gittik. Feride Yenge babamın ağabeyinin eşi. O da ev baklavası açmıştı. Tabağıma iki dilim koydu. Bu sefer acıkmıştım; iki saat geçmişti, arabada bir de yokuş çıkmıştık. İki dilimi bitirdim. Tabağı peçeteyle sildim. Bunu yaptığımı hatırlamıyorum ama annem gördüğünü söylüyor.
Haber
Haber Gönül Teyze’ye akşam yemeğinden önce ulaştı. Bizim ailede haber taşıyan bir sistem var ama kimse sistemin nasıl çalıştığını bilmiyor. Feride Yenge’nin kızı birine söylemiş, o birisi birine, o da Gönül Teyze’nin komşusuna. Toplam iki saat.
Haber şuydu: “Şükrü, Feride’nin baklavasını bitirmiş. Tabağı da silmiş.”
Akşam Gönül Teyze annemi aradı. Telefon hoparlördeydi.
“Benimkini yarım bırakmış ama.”
“Gönül, çocuk tok gelmişti.”
“Feride’ye aç mı gitmiş?”
Annem bir şey diyemedi, çünkü evet, aç gitmiştim.
Rövanş
Ertesi gün iki kadın bizim eve geldi. Ayrı saatlerde, ama ikisi de elinde tepsiyle. Gönül Teyze’nin tepsisi daha büyüktü. Feride Yenge’nin tepsisi de, bunu öğrenince, ikinci ziyaretinde büyüdü.
Annem iki tepsiyi mutfakta yan yana koydu. İkisinden de tabağıma eşit sayıda dilim koydu. Sonra beni mutfağa çağırdı, kapıyı kapattı ve bana bir cetvel verdi.
“Eşit ye,” dedi. “Milimine kadar.”
Bir saat boyunca iki baklavayı, aynı hızda, sırayla, birinden bir lokma öbüründen bir lokma yedim. Gönül Teyze salonun bir köşesinde, Feride Yenge öbür köşesinde oturuyordu. İkisi de konuşmuyordu ama ikisi de benim çatalımı izliyordu. Bir tenis maçı gibi.
Folyonun altı
Son dilimlerde tepsileri mutfağa götürürken bir şey gördüm. Gönül Teyze’nin tepsisinin altında, folyonun kenarından, küçük bir etiket görünüyordu. Feride Yenge’nin tepsisini çevirdim. Aynı etiket. Aynı pastane. Aynı tarih.
İki ev baklavası da aynı pastaneden, aynı sabah alınmıştı.
Etiketleri gömleğimin cebine, uçları dışarıda kalacak şekilde koydum, salona döndüm ve iki kadının arasına oturdum. Hiçbir şey demedim.
Gönül Teyze cebime baktı. Feride Yenge cebime baktı. Sonra birbirlerine baktılar. Kırk yıldır ilk kez aynı tarafta, karşılarında tek bir düşman vardı.
Ben.


