Kocam Umut evde akşam yemeğinde iki lokma yer ve “Ağır olmuş” der. Ben yaparsam ağırdır. Annem yaparsa “bir lokma alayım” der ve tepsiyi bitirir. Bu bayram Bolu’da annemin evinde bunu ilk kez başından sonuna izledim. Kaydını tuttum. Evlilik bir belge meselesidir.
Naz
Annem su böreğini masaya koydu. Altı dilim, kenarlarından tereyağı sızan, üstü kızarmış, içinde peynirle maydanoz.
“Umut, oğlum, gel bir dilim.”
“Yok anne, sağ ol, ben rejimdeyim.”
Umut rejimde değildir. Umut, rejim kelimesini bir kibarlık formu olarak kullanır. Ama annem bunu bilmez ve rejim kelimesine saygı duyar.
“Peki, bir lokma al bari.”
“Bir lokma alayım.”
“Bir lokma” Umut’un ağzında bir ölçü birimi değil, bir başlangıç cümlesidir.
Lokmalar
Umut masaya oturdu. Bıçağı aldı ve bir dilimin köşesinden ince bir şerit kesti. Çok ince. Bir parmak eninde. Yedi. “Çok güzel olmuş anne.”
Sonra ikinci şeridi kesti. Yine ince. Yine bir parmak. “Sadece tadına bakıyorum.”
Bu yöntemin güzelliği şudur: hiçbir şerit bir dilim değildir. Umut hiçbir zaman bir dilim almadı. Sadece şeritler aldı. On beş dakika içinde altı dilimin üçü, ince şeritler halinde, tepsiden kayboldu. Tepsinin bir yarısı dolu, öbür yarısı sanki bir terzi tarafından kesilmiş gibi düzgün ve boştu.
Annem durumu fark etti. Annemin yüzü aydınlandı.
Kompost
Annem mutfağa gitti, büyük kâsede vişne kompostosu getirdi. “Börekle iyi gider.”
“Ben kompost içmem anne, şeker.”
Annem kâseyi yine de bıraktı. Umut yine de bir bardak aldı. “Sadece boğazım kurudu.”
Sonra börekten bir şerit daha. Sonra kompostodan bir bardak daha. Börek, kompost, börek, kompost. Bir ritim oluştu. Annem ritmi izledi ve bir şeyin gerçekleştiğini hissetti: hayatı boyunca yemek yapıp “ağır olmuş” cevabı alan bir kadın, nihayet, onu anlayan bir damat bulmuştu.
Paket
Umut tepsinin son şeridini aldığında annem ağlamaya yakındı. Mutluluktan.
“Oğlum, maşallah, ne güzel yedin. Bekle, ben size paket yapayım.”
İkinci tepsi çıktı. Annem bunu fırının üst rafında, “akşam için” saklamıştı. Folyoya sardı. Poşete koydu.
“Al oğlum. Evde yersin.”
Umut poşeti aldı ve teşekkür etti. Ben söze girdim. Söze girmem gerekiyordu. Belge tutuyordum.
“Anne, Umut evde benim böreğimi yemiyor. Ağır diyor.”
Annem bana döndü. Bir saniye düşündü. Bu bilgiyi Umut’un aleyhine kullanması gerekirdi. Bunu yapmadı.
“Kızım,” dedi, “sen de yufkayı ince açmayı öğren artık.”
Umut başını eğdi. Gülümsemesini saklamaya çalışıyordu. Elinde, folyonun içinde, benim beceremediğim ince yufkaların altı dilimi vardı.
Arabada sordum: “Rejimdeydin hani?”
“Rejimdeyim,” dedi. “Seninkilerden.”


