Salonda kayınvalide, büyük teyzeler ve görümceler arasında yüksek frekanslı bir diplomasi trafiği yaşanmaktadır.
Hava ağırdır. En ufak bir yanlış kelime diplomatik krize yol açabilir.
İşte tam bu esnada, evin en küçük odasında, ışıkları yarı kapalı bir ortamda üç adam yan yana oturmaktadır.
Büyük Damat Hakan, Küçük Damat Can ve Kıdemli Bacanak Murat.
Karşılarındaki küçük televizyonda 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın Türkiye-Hırvatistan maç özeti sessize alınmış vaziyette oynamaktadır.
I. Konuşmadan Anlaşma Doktrini
Bu odada kelimelere ihtiyaç yoktur.
Damatlar koalisyonunun temel ilkesi şudur: Ne kadar az görünürsen, o kadar az hasar alırsın.
Büyük damat elindeki çerez kasesini yeni damada uzatır.
Yeni damat henüz 6 aylık evlidir; gözlerinde korku vardır:
— “Abi… İçeride kayınvalidem benim iş durumunu sormaya başladı. Kaçtım buraya geldim.”
Büyük damat omzuna elini koyar. Sesi bir gazi komutan kadar tecrübelidir:
— “Burada kal Can. Çıkma. Salona çay taşımaya bile kalkışma. Ben on iki yıldır bu ailenin damadıyım. Kural birdir: Göz teması kurma, maçtan bahset, en geç 20.00’de ‘Benim yarın sabah erken toplantım var’ de ve kalk.”
II. Bacanak Dayanışması
Bacanaklar arasındaki bağ, kan bağından daha kuvvetli bir kader ortaklığıdır.
Çünkü ikisi de aynı otoriter sistemin dışarıdan devşirilmiş memurlarıdır.
Kapı aniden aralanır. Eşlerden biri başını uzatır:
— “Aşkım! Annem çağırıyor, bir baksana.”
Odadaki diğer iki damat aynı anda başını çevirir ve ekranı izlemeye devam eder. Kurban seçilmiştir; kalanlar sessizce şükreder.


