Mualla Yenge’nin defteri kahve fincanları kalktıktan sonra çıkar. Daha önce çıkarsa ayıp olur, daha sonra çıkarsa misafir kalkar. Fincanların tepsiye dizildiği o üç saniyede yenge çantasını açar, içinden kahverengi kaplı, kenarları yıpranmış, otuz yıllık bir hesap defteri çıkarır ve sayfasını parmağıyla bulur.

Bizim ailede düğün bir kez yapılır ama hesabı ömür boyu tutulur.

Defterden okunanlar

Bu bayram Gaziantep’teki evde, Mualla Yenge defterden şu satırları okudu. Sesini yükseltmedi. Yükseltmesine gerek yoktu; salonda bir defter açıldığında herkes kendiliğinden susar.

1994, Haziran. Sevim’in düğünü. Biz: bir tam. Onlar (bizim düğünde): bir çeyrek. 1998, Eylül. Kenan’ın sünneti. Biz: bir çeyrek, bir de bilezik (ince). Onlar (bizim Efe’nin sünnetinde): bir çeyrek. Bilezik yok. 2006, Mayıs. Nebahat’ın kızının nişanı. Biz: iki çeyrek. Onlar: gelmediler. (Hasta olduklarını söylediler.) 2011, Ağustos. Orhan’ın düğünü. Biz: bir yarım. Onlar (bizim Defne’nin düğünde): bir yarım. Tamam.

“Tamam” kelimesinin altı iki kez çizilmişti. Mualla Yenge’nin defterinde “tamam” kolay kazanılmaz.

Annem bütün bunları sessizce dinledi. Defterdeki “onlar” bizdik. Annem sadece çayını karıştırdı. Çay şekersizdi. Annem şekersiz çayı bile karıştırıyorsa durum ciddidir.

Karşı defter

Mualla Yenge defteri kapatıp “Neyse, geçmiş geçmişte kaldı” dediğinde annem kalktı. Yatak odasına gitti. Döndüğünde elinde yeşil kaplı bir defter vardı.

Salondaki herkes iki defter olduğunu o an öğrendi. Babam dahil. Babam annemin defterine, otuz yıllık evliliğinde ilk kez görülen bir şeye bakar gibi baktı.

“1994, Haziran,” diye okudu annem. “Sevim’in düğünü. Mualla: bir tam takmış gibi yaptı. Takarken gelinin yakasına bir tam taktı, ama düğün bitince kayınvalidesi kendi çeyreğiyle değiştirdi. Herkes gördü.”

Mualla Yenge’nin yüzü değişti. “O tam benimdi. Kayınvalidem karıştırdı.”

“1998, Eylül. Kenan’ın sünneti. Bilezik ince değildi. Ben tarttım. İki gram eksikti.”

“Sen sünnet düğününde bilezik mi tarttın?”

“Kuyumcu komşumuzdu.”

Babam, fısıltıyla, “Sen bunları niye yazdın?” diye sordu. Annem cevap vermedi. Cevap vermesine gerek yoktu. Karşısında oturan defter yeterli cevaptı.

Çift kayıt

Bir saat boyunca iki defter birbirine okundu. Kimin ne taktığı, kimin ne söylediği, hangi çeyreğin aslında yarım olduğu, hangi yarımın aslında “bozuk çeyrek” olduğu. Salondaki erkekler balkona çıktı. Balkondan, ara ara, “1998” kelimesi duyuldu.

Sonunda iki defterin toplamı eşit çıktı. İki kadın, otuz yıl boyunca birbirine tam olarak aynı miktarda altın takmıştı. Kimse kimseye borçlu değildi. Bu, ikisini de hayal kırıklığına uğrattı.

Tam defterler kapanırken, köşede oturan kuzenim Sıla boğazını temizledi. Sıla geçen ay nişanlanmıştı, düğünü baharda.

“Ben bir şey soracaktım,” dedi. “Benim düğünde hangi defter geçerli olacak?”

Mualla Yenge ve annem birbirine baktı. Sonra ikisi aynı anda çantalarına uzandı.

Mualla Yenge’nin çantasından pembe kaplı, yepyeni bir defter çıktı. Annemin çantasından da. İkisinin de kapağında, aynı mürekkeple, aynı el yazısıyla olmasa da aynı kararlılıkla, “SILA” yazıyordu.