Kurban kesildikten yarım saat sonra apartmanın önünde üç kişi belirdi. Biri yeşil yelek giymişti, biri elinde makbuz koçanı tutuyordu, biri de bir el arabası itiyordu. Üçü de aynı şeyi istiyordu: deri.

Recep Enişte balkona çıktı, aşağı baktı, durumu değerlendirdi ve sesini yükseltti:

“Bir dakika! Aile toplantısı yapıyoruz!”

Deri o sırada bahçede, gazete kâğıtlarının üstünde, tuzlanmış olarak duruyordu. Güneş tepedeydi. Sonradan bu ayrıntının önemli olduğu anlaşılacaktı.

Toplantı

Toplantı salonda yapıldı. Katılımcılar ve tezleri şöyleydi:

Recep Enişte. Deri her yıl mahallenin camisinin yanındaki derneğe verilir. “Babam da oraya verirdi.” Recep Enişte’nin babası her şeyi bir yere verirdi ve Recep Enişte o yerlerin hepsini hâlâ korur.

Teyzem Saniye. Deri, yeşil yelekli gence verilmeliydi. “Çocuk çok terbiyeli, bana teyze dedi.” Teyzeme bir yabancının teyze demesi, teyzemin bütün bağış politikasını belirler.

Kuzenim Bora. Deri, makbuzlu adama verilmeliydi. Çünkü makbuz vardı. Bora bir muhasebecidir; makbuz onun için bir aşk dilidir.

Babaannem. Deri, el arabalı adama verilmeliydi. Neden diye sorulduğunda “Arabayı itmiş, yorulmuştur” dedi. Babaannem iyiliği yorgunluğa göre dağıtır.

Toplantı kırk dakika sürdü. Kırk dakika boyunca balkondan aşağıya her on dakikada bir “Az kaldı!” diye seslenildi. Aşağıdaki üç kişi birbirleriyle tanıştı, çay içti, bir ara apartmanın kapıcısıyla birlikte tavla oynadı.

Karar

Kırk birinci dakikada bir uzlaşma bulundu: deri, makbuzlu adama verilecek, makbuz babaannemin adına kesilecek, yeşil yelekliye bir tabak et verilecek, el arabalıya da yol parası. Recep Enişte’nin babasının derneğine de “seneye” sözü verilecekti.

Recep Enişte balkona çıktı. Kararı yüksek sesle, bir resmi tebliğ gibi okudu.

Makbuzlu adam başını kaldırdı, Recep Enişte’ye baktı ve kibarca gülümsedi.

“Abi, kusura bakma. Biz bu sene deri almıyoruz.”

Piyasa

Recep Enişte bir an dondu. “Nasıl almıyorsunuz?”

“Para etmiyor abi. Tabakhaneye götürsen nakliyesini kurtarmıyor. Biz sadece bağış topluyoruz, nakit.”

Recep Enişte yeşil yeleğe döndü. Yeşil yelekli genç de mahcup bir şekilde başını eğdi. “Bizimki de öyle teyze.” Teyzem yine teyze denildiği için bir an yumuşadı, sonra kararın ne olduğunu anladı.

Geriye el arabalı adam kalmıştı. Recep Enişte, sesinde bütün bir aile toplantısının ağırlığıyla, ona döndü.

“Kardeşim, sen alırsın değil mi?”

El arabalı adam deriye baktı. Deri bir saattir güneşteydi. Tuz yetmemişti. Bahçeye, sinekler de dahil olmak üzere, yeni bir topluluk toplanmıştı.

“Alırım abi,” dedi. Recep Enişte rahatladı. “Ama nakliye için bir yüzlük versen?”

Sonuç

Bir saat boyunca kime vereceğimizi tartıştığımız deriyi, sonunda kimseye kabul ettiremedik; birine para verip götürttük. Babaannem yüzlüğü kendi cüzdanından verdi. “Arabayı itmiş, yorulmuştur,” dedi yine. Bu sefer kimse itiraz etmedi.

Akşam Recep Enişte aile grubuna bir mesaj yazdı: “Seneye deri meselesini kurbandan önce konuşalım. Toplantı tarihini ben belirleyeceğim.”

Altına babaannem bir başparmak koydu. Bora bir makbuz fotoğrafı attı. Teyzem “Yeşil yelekli çocuğun numarasını alan var mı?” diye sordu.