Kerim Enişte bayramda üç cümle kurar. Üçü de bir krizi çözer. Kimse nasıl yaptığını bilmez.

Ardeşen’deki büyük evde, bayramın ilk günü, salon kalabalıklaştığı an Kerim Enişte balkona çıkar. Bir sandalye, bir bardak çay, bir sigara. Arkası salona dönük, yüzü denize. Bütün gün orada oturur. Ve sülale, krize girdiği her an, balkon kapısını aralayıp ona danışır.

Bu bayram üç kriz çıktı. Üçünü de not ettim.

Sabır

Saat on birde halamla amcam arasında, köydeki çay bahçesinin bölüşümü yüzünden bir tartışma başladı. Ses yükseldi. Annem balkon kapısını araladı.

“Kerim, bir şey söylesene. Bunlar yine birbirine girdi.”

Kerim Enişte arkasını dönmedi. Denize bakmaya devam etti. Bir yudum çay aldı. Sonra, sakin bir sesle, tek kelime söyledi:

“Sabır.”

Annem bu kelimeyi salona taşıdı. “Kerim ‘sabır’ diyor.” Halam ile amcam durdu. Birbirlerine baktılar. “Haklı,” dedi amcam. “Bayramdan sonra konuşuruz.” Kriz çözüldü.

Bu iş biter

Saat ikide kuzenimin düğün tarihi konusunda bir anlaşmazlık çıktı. Gelinin ailesi haziranı istiyordu, bizimkiler eylülü. Teyzem balkon kapısını araladı.

“Kerim, sen ne diyorsun? Haziran mı, eylül mü?”

Kerim Enişte bir süre sessiz kaldı. Sigarasından bir nefes aldı. Sonra:

“Bu iş biter.”

Teyzem bunu salona taşıdı. “Kerim ‘Bu iş biter’ diyor.” Salonda bir rahatlama oldu. “Tabii biter,” dedi teyzem. “Biz neyi tartışıyoruz?” Düğün tarihi konusu kapandı. Hiçbir tarih belirlenmedi ama herkes bunun iyi bir şey olduğunu düşündü.

Kaleci kötü

Saat dörtte bir kriz daha çıktı. Bu sefer kayınbiraderimle eniştem arasında, iş meselesi. Eniştem kayınbiraderime borç vermişti, kayınbiraderim geri ödemiyordu. Konu büyüdü. Babaannem balkon kapısını araladı. Babaannem Kerim Enişte’ye sadece en önemli durumlarda gider.

“Kerim, oğlum. Bunlar küsecek. Bir şey söyle.”

Kerim Enişte birden ayağa kalktı. Elini havaya kaldırdı. Yüksek sesle, öfkeyle:

“Kaleci kötü!”

Salon dondu. Babaannem geri çekildi. Eniştem ile kayınbiraderim birbirine baktı. Kimse ne demek istediğini anlamadı. Ama Kerim Enişte’nin öfkesi bir şey ifade ediyordu. Birinin kötü olduğu, birinin hatalı olduğu.

“Benim hatam,” dedi eniştem. “Borcu ben verdim, ben bekleyeyim.”

“Yok abi, benim hatam,” dedi kayınbiraderim. “Bayramdan sonra öderim.”

Kriz çözüldü.

Kulaklık

Akşam, kalkarken, balkona çay götürdüm. Kerim Enişte’nin yanına yaklaştım. Yakından baktım.

Kerim Enişte’nin sağ kulağında, beyaz, küçük, kablosuz bir kulaklık vardı. Saçının altında, neredeyse görünmüyordu. Cebindeki telefonun ekranı açıktı. Ekranda bir radyo uygulaması. Spor kanalı. Bir maç.

Kerim Enişte bütün gün maç dinlemişti.

“Sabır,” öndeki takım geride kalırken söylenmişti. “Bu iş biter,” uzatmalar başlarken. “Kaleci kötü,” son dakikada gelen golden sonra.

Kerim Enişte beni gördü. Kulaklığı çıkarmadı. Bana baktı, gözleriyle bir şey sordu. Ben hiçbir şey demedim.

Sonra bir şey söyledi. Bugünün dördüncü cümlesiydi.

“Sen de söyleme.”

Söylemedim. Ta ki bu yazıya kadar.