Deniz yedi yıl önce Amsterdam’a gitti. O günden beri her bayram aynı cümleyle gelir: “Siz buranın kıymetini bilmiyorsunuz.”

Bu bayram Mersin’e dört günlüğüne geldi. Dört günü sırasıyla aktarıyorum, çünkü her gün kıymet biraz değişti.

Birinci gün: Hayat

Havalimanından çıkar çıkmaz kollarını açtı. “Bu sıcak! Bu kalabalık! Burada hayat var!”

Arabada pencereyi açtı, kornalara güldü. “Amsterdam’da kimse korna çalmaz. Ölü gibi.” Bir simitçiyi gördü, arabayı durdurttu, simit aldı. “Bu simit orada yok.” Fevziye Teyze’nin evine vardığında kapıda teyzesine sarıldı ve bir dakika bırakmadı.

Akşam yemeğinde dokuz çeşit yemek vardı. Deniz hepsinden yedi. “Avrupa’da insanlar akşam yemeğinde bir salata yiyor. Bir salata! Buna yemek mi denir?”

Salondaki herkes başını salladı. Deniz’in kıymet bilmeyen akrabaları, kıymet konuşmasını gururla dinledi.

İkinci gün: Ses

Sabah altıda alt kattaki komşunun matkabı başladı. Bayram sabahı. Deniz yatakta doğruldu.

Saat sekizde sokağa bir pazarcı girdi, hoparlörle domates sattı. Saat dokuzda iki kat yukarıda bir çocuk davul çaldı. Saat onda Ayhan Enişte televizyonu sesli açtı.

Deniz kahvaltıda gözlerini ovuşturdu. “Hayat çok canlı,” dedi. Bu sefer bir iltifat gibi söylemedi.

Üçüncü gün: Ziyaret

Üçüncü gün dört ziyaret vardı. Her ziyarette Deniz’e aynı üç soru soruldu: “Orada maaşlar nasıl?” “Evlenmeyecek misin?” “Ne zaman dönüyorsun?”

Dördüncü evde Deniz soruların cevabını sorulmadan vermeye başladı. “Maaş iyi. Evlenmeyeceğim. Dönmüyorum.” Ev sahibi bu üç cümleyi bir hakaret olarak algıladı ve dördüncü bir soru sordu: “Neden?”

Akşam Deniz telefonunda bir şey arıyordu. Yanına oturdum, ekranına baktım. Havayolu uygulaması. Uçuş değiştirme sayfası.

“Ne yapıyorsun?”

“Bakıyorum sadece.”

Dördüncü gün: Kıymet

Dördüncü gün sabah beşte Deniz havalimanındaydı. Uçuşu aslında altıncı gündü. İki gün öne almıştı.

Ayhan Enişte onu götürdü. Döndüğünde sessizce mutfağa girdi, çay koydu, oturdu.

“Ne dedi?” diye sordu Fevziye Teyze.

“‘Buranın kıymetini bilin’ dedi.”

“Sonra?”

“Sonra güvenlikten geçti. Arkasına bakmadı.”

Amsterdam

Üç gün sonra aile grubuna Deniz’den bir mesaj düştü. Bir fotoğraf: sessiz bir kanal, boş bir bisiklet yolu, gri bir gökyüzü.

“Burası çok sessiz. Sizi özledim. Bayram gibi değil hiçbir şey.”

Fevziye Teyze cevap yazdı: “Gel o zaman yavrum.”

Deniz: “Kurban’da geliyorum. Söz.”

Kurban Bayramı’nda gelmedi. Bayramdan sonraki hafta geldi. Kimse yokken. Mersin’de, sessiz bir hafta, bir otelde kaldı, sahilde dolaştı ve fotoğraf attı:

“İşte bu! Türkiye’nin kıymetini bilin!”