Tıp fakültesinin altıncı sınıfındayım. Yani stajyer doktorum. Yani reçete yazamam, MR okuyamam, bir hastaya teşhis koyamam. Bunu Erzincan’daki bayram salonunda dört kez açıkladım. Dördünde de karşımdaki kişi telefonunu çıkarıp bana bir tahlil sonucu gösterdi.
İlk hasta
Kapıdan girer girmez eniştem kolumu tuttu.
“Sinan, bir bak şu kolesterol ne?”
Telefonunda bir fotoğraf. Bir laboratuvar sonucu. Bir sayı kırmızıyla işaretlenmiş.
“Enişte, bunu doktoruna göstermen lazım.”
“Doktor sensin ya.”
“Daha stajyerim.”
“Stajyer de doktor.”
Bu mantığa itiraz edemedim, çünkü eniştem haklı değildi ama kararlıydı.
Bel, MR, ateş, tansiyon
Yarım saat içinde salonda bir kuyruk oluştu. Kimse “kuyruk” demedi ama herkes sırasını bekliyordu.
Yengem bel ağrısını anlattı. Ben “Fizik tedaviye gidin” dedim. Yengem “Gittim, iyi gelmedi, sen bir ilaç yaz” dedi.
Dayım telefonunda bir MR görüntüsünü açtı. Ekranda gri bir leke. “Bu ne?” “Bilmiyorum dayı.” “Altı yıl okudun, bilmiyor musun?” “Ben dahiliyede stajdayım, bu radyoloji.” Dayım bunu bir bahane olarak algıladı.
Kuzenimin eşi bebeğinin ateşini sordu. Bebek salonun ortasında, gayet neşeli, halıyı yiyordu.
Babaannem tansiyon aletini çıkardı. Babaannem her bayram tansiyon aletini yanında getirir, çünkü “Sinan ölçsün” der. Ölçtüm. Normaldi. Babaannem inanmadı, bir daha ölçtürdü. Yine normaldi. Babaannem “Alet bozuk” dedi.
Sıra numarası
Bu noktada Gülizar Teyze durumu fark etti. Gülizar Teyze emekli bir hemşire. Kırk yıl bir devlet hastanesinin polikliniğinde çalıştı. Salonda bir düzensizlik gördü ve düzeltmeye karar verdi.
Peçeteleri dörde katladı. Tükenmez kalemini çıkardı. Her peçeteye bir numara yazdı. 1, 2, 3, 4…
“Herkes sırasını alsın. Sinan’ı yormayın. Bir bir.”
Peçeteler dağıtıldı. Salon bir polikliniğe dönüştü. Ben baş köşedeki koltuğa oturtuldum. Önüme bir sehpa kondu. Sehpanın üstüne bir bardak çay ve babaannemin tansiyon aleti.
“Bir numara!” dedi Gülizar Teyze.
Eniştem kalktı, yanıma geldi, kolesterolünü yeniden gösterdi.
On üç numara
Kuyruk bir saat sürdü. On iki numara verildi. On ikisinin de şikâyeti dinlendi. Hiçbirine ilaç yazılmadı. Herkes yine de memnun gitti. Bir doktorun “Bir doktora görünün” demesi, bizim ailede bir teşhis sayılır.
On ikinci numaradan sonra Gülizar Teyze peçeteleri topladı. Kuyruk bitmişti. Ben koltukta arkaya yaslandım.
Annem mutfak kapısında belirdi. Parmaklarının arasında bir peçete vardı. Peçetenin üstünde, Gülizar Teyze’nin el yazısıyla, “13” yazıyordu.
Annem yanıma oturdu. Çay bardağını tabağa koydu. Bana baktı.
“Benim şikâyetim başka,” dedi. “Sen ne zaman evleniyorsun?”


