Okan’la evleneli altı yıl oldu. Çocuğumuz yok. Bu cümleyi bayram salonunda söylediğinizde salon iki gruba ayrılır: hemen bir tavsiye verenler ve tavsiyeyi hatırlamaya çalışanlar.

Bu bayram Gaziantep’te, üç gün boyunca, gelen tavsiyeleri telefonuma not ettim. Hepsini olduğu gibi, kaynağıyla birlikte paylaşıyorum. Hiçbirini denemedik. Bunu baştan söyleyeyim.

Toplanan tavsiyeler

1. Teyzem: “Burada, Gaziantep’te bir hoca varmış. Komşunun kızı gitmiş, okutmuş, ikiz doğurmuş.” Hocanın adresini bilmiyordu ama komşunun kızının numarası vardı. Komşunun kızının ikizleri şu an on iki yaşında. Hoca hâlâ yaşıyor mu, bilinmiyor.

2. Halam: “Her sabah aç karnına bir kaşık keçiboynuzu pekmezi.” Halam bize bir kavanoz verdi. Pekmez güzeldi. Kahvaltıda ekmeğe sürüyoruz.

3. Yengem: “Yatağınızı kuzey-güney yönüne çevirin.” Neden diye sorduğumda “Öyle diyorlar” dedi. Kimin dediğini bilmiyordu. Bizim yatak zaten kuzey-güney yönünde. Yengeme bunu söyleyince “O zaman doğu-batı” dedi.

4. Babaannem: “Kızım, sen çok zayıfsın, ondan.” Bir önceki bayram babaannem “Kızım, sen biraz kilo almışsın, ondan” demişti.

5. Eniştem: “Stres yapmayın. Stres her şeyi bozar.” Bunu dedikten sonra, yarım saat boyunca, bize neden hâlâ çocuğumuz olmadığını sordu.

6. Kuzenimin eşi: “Amerika’dan bir ilaç var, teyzemin kızının arkadaşı getirtmiş.” İlacın adı bilinmiyordu. Ne işe yaradığı da. Ama Amerika’dandı.

7. Teyzem (ikinci kez): “Hocanın adresini buldum!” Adres, bir mahalle adı ve “camiinin arkası” ifadesinden oluşuyordu. Gaziantep’te o mahallede dört cami var.

8. Komşu Saadet Hanım: Kapıda, ayakkabılarını giyerken, kulağıma eğilip bir şey fısıldadı. Ne olduğunu hâlâ çözemedim ama içinde “ceviz” ve “dolunay” kelimeleri vardı.

9 ile 14 arası: Muska, şifalı su, bir ot karışımı, bir “kocakarı ilacı”, bir yatır adresi ve “Bir de Okan’ı bir doktora gösterin.” Sonuncusu, salonun bütün dikkatini bir anda Okan’a çevirdi. Okan, sessizce, çay bardağını kaldırdı ve yüzünün önünde tuttu.

Okan

Okan bu üç gün boyunca neredeyse hiç konuşmadı. Okan, bayram salonunda konuşmanın sadece yeni tavsiyelere kapı açtığını erken öğrenmişti. Sadece başını salladı. Bir ara, mutfakta, bana fısıldadı:

“Söyleyelim mi artık?”

Söyledik

Üçüncü günün akşamı, babaannemin evinde, salonda on altı kişi varken, kahveden sonra Okan boğazını temizledi. Ben elini tuttum.

“Biz çocuk istemiyoruz.”

On altı kişi aynı anda çay bardağını tabağa bıraktı. Bu kez kimse tavsiyesini hatırlamaya çalışmadı. Bir süre sadece duvardaki saatin sesi duyuldu. Babaannem örgüsünü bıraktı. Halam pekmez kavanozuna baktı, sanki geri istiyormuş gibi.

Sonra teyzem, yavaşça, elini kaldırdı.

“Ona da bir hoca var,” dedi. “Gaziantep’te.”