Hisseli kurbanın etleri garajda poşetlenirken Fadime Yenge çantasından bir mutfak terazisi çıkardı. Dijital, beyaz, üstünde küçük bir kase. Garajda bir an sessizlik oldu. Bir mutfak terazisinin garaja getirilmesi, bir aile içinde ancak bir avukatın mahkemeye getirilmesiyle kıyaslanabilir.

“Sadece kontrol,” dedi Fadime Yenge. “Her şey adil olsun.”

Bursa’daki garajda yedi hissedar vardı ve yedi poşet olacaktı. Sonra her poşetten üçte bir ayrılacak, komşulara ve ihtiyaç sahiplerine gidecekti. Fadime Yenge bu hesabı da tartacaktı.

Garajda terazi

Ercan Amca etleri doğruyor, oğlu Alper poşetliyor, ben poşetlerin ağzını bağlıyordum. Fadime Yenge her poşeti teraziye koydu, sonucu bir kâğıda yazdı.

Poşetler arasında en fazla yüz gram fark vardı. Fadime Yenge bu farkı kabul edilebilir buldu. Ama kendi poşetini kaldırdığında yüzü değişti.

“Bu poşet hafif.”

“Yenge, aynı. Tarttın zaten.”

“Ağırlık aynı ama bak, kemik var. Kemik ağırlık yapar. Benimki kemikli.”

Yüz kırk gram kemik

Bunun üzerine Fadime Yenge yeni bir yöntem geliştirdi: kemikleri ayrı tarttı. Poşetleri açtı, kemikli parçaları çıkardı, teraziye koydu, kâğıda yazdı, poşete geri koydu. Ercan Amca sesini çıkarmadan, bıçak elinde, bekledi.

Bu tartımın sonucunda Fadime Yenge’nin poşetinde, diğerlerinden 140 gram fazla kemik çıktı.

“Gördünüz mü?”

Ercan Amca bıçağı bıraktı. “Hangisini istiyorsun yenge, kendin seç.”

Fadime Yenge diğer poşetlere tek tek baktı, kokladı, ışığa tuttu ve birini seçti. Seçtiği poşet, sonradan anlaşıldığı üzere, Ercan Amca’nın kendi poşetiydi. Ercan Amca bir şey demedi. Bunu söylemedi, sadece yüzünden okundu.

Mangal

Bu sırada Alper garajın önünde bir mangal yaktı. “Tadına bakalım” dedi. Bu her yıl yapılır. Hissedarlar, kesimden sonra, kendi etlerinden biraz pişirir ve garajda ayakta yer.

Fadime Yenge mangala geldi, yeni poşetini açtı ve içinden üç güzel parça çıkardı. “Benimkinden pişirelim, benimki iyi.” Parçalar mangala kondu. Pişti. Yenildi. Fadime Yenge pişirdi, Fadime Yenge dağıttı, Fadime Yenge en çok yedi.

Sonra ikinci tur. Yine kendi poşetinden. “Daha yumuşak olsun diye bu sefer şuradan.”

Akşam tartısı

Akşamüstü, poşetler arabalara yüklenirken, Fadime Yenge son bir kontrol için kendi poşetini teraziye koydu.

Sayı ekranda belirdi. Fadime Yenge’nin yüzü bembeyaz oldu.

“Bu poşet hafif! Sabah tarttığımda bu kadar değildi!”

Garajda kimse bir şey demedi. Ercan Amca, Alper, ben ve diğer dört hissedar, aynı anda, mangala baktık.

Mangalın üstünde, ızgarada, son kalan bir parça et cızırdıyordu. Fadime Yenge’nin poşetinden.

Fadime Yenge de mangala baktı. Sonra teraziye. Sonra yine mangala.

“Neyse,” dedi, teraziyi çantasına koyarken. “Tartıda da bir sorun var zaten. Seneye yenisini alırım.”