Gülay Teyze’nin apartmanının önünde iki park yeri var. Birinde bir duba, öbüründe bir başka duba duruyor. Dubalar belediyenin değil, apartmanın. Daha doğrusu birinci katta oturan Levent Bey’in. Levent Bey dubaları kendi parasıyla almış, kendi eliyle koymuş ve her sabah kendi gözüyle kontrol ediyor. Duba, bir apartmanın önünde, bir tapudan daha güçlüdür.

Bayramın ikinci günü öğleden sonra babam o sokakta üç tur attı. Dördüncü turda arabayı durdurdu, indi ve dubayı kenara çekti.

Atletli balkon

Arabayı park ettiğimiz anda birinci katın balkon kapısı açıldı. Levent Bey çıktı. Atletle. Elinde çay bardağı.

“Kardeşim, orası dolu!”

“Boş ama,” dedi babam, yeri göstererek.

“Duba vardı!”

“Dubayı çektim.”

Bu cümle Levent Bey’i bir an sessiz bıraktı. Hayatında hiç kimse ona “dubayı çektim” dememişti. Dubaların çekilebileceği aklına gelmemişti.

“Benim misafirim gelecek!”

“Benim de misafirliğe geldim.”

Pencereler açılıyor

Gülay Teyze üçüncü katta, pencereyi açtı. Konuşmayı duymuştu.

“Levent Bey, bizim misafirimiz. Bayram, bir saat kalırlar.”

“Gülay Hanım, geçen bayram da bir saat dediniz, akşam dokuza kadar kaldılar!”

Bu doğruydu. Geçen bayram dokuza kadar kalmıştık. Gülay Teyze pencereden geri çekildi, çünkü doğruya karşılık verilmez.

Ama bu sefer ikinci kattan bir pencere açıldı. İkinci katta oturan yaşlı bir kadın.

“Levent, o duba belediyenin mi? Değil. O zaman sus!”

“Teyze, o yeri ben temizliyorum!”

“Ben de merdiveni temizliyorum, merdivene duba mı koyuyorum?”

Apartman ikiye bölündü. Dördüncü kattan biri Levent Bey’i destekledi. Beşinci kattan biri ikinci kattaki teyzeyi. Bir süre sonra kimin neyi savunduğu belli olmadı. Babam arabanın yanında, elinde lokum kutusu, bekliyordu. Annem çoktan yukarı çıkmıştı.

Bir saatlik izin

Sonunda Levent Bey balkondan bir teklif yaptı: babam arabayı bir saat bırakabilirdi, ama misafiri gelirse çekecekti. Babam kabul etti. Babam lokum kutusunu alıp yukarı çıktı.

Gülay Teyze’nin salonunda oturduk. Çay geldi. Babam pencereden arabaya bakıyordu, her yeni araba sokağa girdiğinde yerinden kalkıyordu.

Kırk dakika sonra kapı çaldı. Gülay Teyze açtı.

Kapıda, elinde bir kutu baklava, bir adam duruyordu. Arkasında eşi. Ve iki çocuk.

“Gülay abla, bayramın mübarek olsun! Biz geldik, ama araba koyacak yer bulamadık, Levent Bey’in dubalı yerine bir araba park etmiş biri, köşeye bıraktık.”

Gülay Teyze’nin kuzeni İsmet’ti. Babam İsmet’i tanıyordu. İsmet babamı tanıyordu.

İsmet

Bir dakika sonra Levent Bey’in balkonundan bir ses geldi:

“İsmet! Kardeşim, gel, sana yer tuttum!”

Levent Bey’in misafiri İsmet’ti. İsmet, Levent Bey’in de kuzeniydi. Gülay Teyze’nin de. Bu apartmanın yarısı aynı aileymiş. Babam bunu otuz yıldır bilmiyordu.

İsmet önce Levent Bey’e baktı, sonra babama, sonra Gülay Teyze’ye.

“Ben,” dedi, “hangisine geldim şimdi?”