Yeni arabamı aldığımın ikinci haftasında bayram geldi. Bursa’daki teyzemlerin evinin önüne park ettim ve yukarı çıkmadan önce kuzenim Okan’ı gördüm. Okan balkondaydı. Arabaya bakıyordu. Bir eli korkulukta, bir eli çenesinde.
Okan bir arabaya bakmaz, onu sorguya çeker.
Sorgu
Yukarı çıktım, herkesin elini öptüm, oturdum. Okan beş dakika bekledi. Sonra çayını alıp yanıma geldi.
“Aşağıdaki beyaz seninki mi?”
“Benimki.”
“Motoru kaç?”
Söyledim.
“Hmm.” Okan bir yudum çay aldı. “Çekiyor mu?”
“Çekiyor.”
“Yokuşta?”
“Yokuşta da.”
“Dolu çekiyor mu? Dört kişi, bagaj dolu?”
Bilmiyordum. Arabaya henüz dört kişi binmemişti.
“Benimki dolu çekiyor,” dedi Okan. “Uludağ’a çıktım, dört kişi, kayaklar üstte, hiç vites düşürmedim.”
Dört bavul ve bir bebek arabası
Okan sonra bagajı sordu. Kaç litre. Ben bilmiyordum. Okan biliyordu. Kendi arabasınınkini.
“Benimkinde dört bavul giriyor, bir de bebek arabası. Seninkinde?”
“Bilmiyorum, bebek arabamız yok.”
“Olursa ama?”
Bu noktada eşim yanımıza geldi ve “Bebek mi yapıyoruz?” diye sordu. Okan konuyu değiştirdi.
Tüketim
“Yüz kilometrede kaç yakıyor?”
Söyledim.
“Şehir içi mi, şehir dışı mı?”
“Karışık.”
“Karışık diye bir şey yok. Ya şehir içi ya şehir dışı. Benimki şehir dışında…”
Okan rakamı söyledi. Benimkinden azdı. Gözlerinde bir parıltı vardı.
Nilüfer turu
Bu sorgu yirmi dakika sürdü. Yirminci dakikada Okan bardağını bıraktı ve bir teklif yaptı:
“Bir tur atalım mı? Bakayım nasıl.”
İndik. Okan direksiyona geçti. Ben yan koltuğa. Okan koltuğu ayarladı, aynaları ayarladı, direksiyonun yüksekliğini ayarladı. Arabadaki her şeyi kendi ölçüsüne getirdi. Sonra çalıştırdı.
Nilüfer’in sokaklarında on beş dakika dolaştık. Okan her virajda bir şey söyledi. “Direksiyon biraz hafif.” “Fren biraz sert.” “Benimki burada daha iyi döner.” “Bu ses ne?” Ses benim telefonumdu.
Geri döndük. Okan arabayı park etti, motoru kapattı ve bir süre öyle oturdu.
“Fena değil,” dedi. “Ama benimki daha iyi çekiyor.”
Rica
İkimiz de yukarı çıkmak için inmiştik ki Okan durdu. Arabanın kaputuna elini koydu.
“Bu arada,” dedi, “bu akşam bunu bana verebilir misin? Kız arkadaşımın ailesiyle tanışmaya gideceğim. Benimki serviste.”
Bir süre bir şey diyemedim. Sonra sordum:
“Senin araban ne zamandan beri serviste?”
Okan anahtarı avucumdan, sanki her zaman onunmuş gibi, aldı.
“Uludağ’dan beri.”


