Kabristan kapısından arabaya kadar kırk adım var. Fatiha’nın bitmesiyle tapunun başlaması arasında ise yedi adım.

Bayram sabahı Bulancak’taki aile kabristanında dedemizin mezarına dua ettik. Herkes sessizdi. Herkes eğildi, toprağa dokundu, bir avuç su döktü. Sonra arabaya yürüdük. Yedinci adımda, arkamdan, teyzemin sesi geldi:

“Bu arada, o yukarıdaki tarla kimin üzerineydi?”

Araba

Arabada beş kişiydik. Direksiyonda amcam, yanında teyzem, arkada ben, annem ve Necla Hala. Necla Hala dedemin en küçük kızı, yetmiş yaşında. Bu yolculuk boyunca tek kelime etmedi. Bu sonradan önem kazanacak.

Amcam dikiz aynasından teyzeme baktı. “Hangi tarla?”

“Yukarıdaki. Fındıklığın yanındaki.”

“Fındıklık ayrı tapu.”

“Biliyorum. Tarlayı soruyorum.”

Annem, sessizce, pencereden dışarı baktı. Teyzem bunu bir onay olarak aldı.

Muhasebe

Yol on beş dakikaydı. On beş dakikanın on dördü, bir tarlanın kime ait olduğunu hatırlamaya çalışan üç kişinin sesiyle geçti.

“Babam o tarlayı Sinan’a vermişti, ağzıyla.”

“Ağızla tapu olmaz.”

“Ama babam söyledi.”

“Babam herkese her şeyi söylerdi. Bana da fındıklığı söylemişti.”

“Sana söylediği fındıklık değildi, fındıklığın aşağısıydı.”

“Aşağısında bir şey yok ki.”

“Var. Bir dut ağacı var.”

Dut ağacının hukuki statüsü tartışıldı. Kimse bir sonuca varamadı. Amcam bir ara GPS’i açtı, nedense tarlanın konumunu bulmaya çalıştı. GPS “Rota yeniden hesaplanıyor” dedi. Teyzem “Bu bile bilmiyor” dedi.

Sessizlik

Arka koltukta Necla Hala, ellerini kucağında kavuşturmuş, yolu izliyordu. Ben onun yanındaydım. Bir ara bana baktı ve gülümsedi. O gülümsemenin ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Teyzem dönüp Necla Hala’ya sordu: “Necla, sen hatırlıyor musun? Babam bir şey dedi mi sana?”

Necla Hala omuz silkti. Bir şey demedi.

“Necla da hatırlamıyor,” dedi teyzem. “Kimse hatırlamıyor. O zaman tapuya bakmak lazım.”

“Bayramdan sonra tapuya gideriz,” dedi amcam.

“Ben de gelirim,” dedi teyzem.

“Ben de,” dedi annem. Bütün yol boyunca ilk kez konuşmuştu.

Ev

Eve vardık. Arabadan indik. Necla Hala en son indi. Kapıyı kapattı, çantasını omzuna aldı, bize döndü.

“Tapuya gitmenize gerek yok,” dedi.

Herkes durdu.

“Tarla benim üzerime. Babam yirmi yıl önce verdi. Noterde. Ben de yanındaydım.”

Teyzem ağzını açtı, kapattı. Amcam anahtarları elinde tutmaya devam etti. Annem pencereden baktığı yere tekrar baktı.

“Neden söylemedin?” diye sordu amcam.

Necla Hala çantasını düzeltti.

“Siz o zaman da arabada konuşuyordunuz,” dedi. “Babam beni noterden alırken, siz arka koltuktaydınız. Fındıklığı tartışıyordunuz.”

Sonra eve girdi. Kapıda ayakkabılarını çıkarırken bir şey daha ekledi, kimseye bakmadan:

“Dut ağacı da benim.”