Plan kırk dakikaydı. Kocam Cem’le arabada anlaştık: bir çay, bir tatlı, bir hal hatır, kalkış. Edremit’teki Necmi Amcalara uğrayıp akşam yemeğine Balıkesir’e dönecektik. Kırk dakikayı ben önerdim. Cem güldü. O gülüşü sonradan çok düşündüm.

Bu ziyaret için bir sayaç tuttum. Her kalkma girişimimizi ve karşılığında aldığımız sitemi telefonumun notlarına yazdım. Olduğu gibi paylaşıyorum.

SaatKalkma girişimiGelen cevapSonuç
14.40(Girdik. Henüz bir girişim yok.)“Ay ne çabuk geldiniz, hiç haber vermediniz!”Haber vermiştik. Dün iki kez.
15.20Cem saatine baktı.“Saate bakma oğlum, ayıp.”Cem saati çıkarıp cebine koydu.
15.35“Biz bir çay içip kalkacağız.”“Daha yeni geldiniz.”İkinci çay.
16.10Ben ayağa kalktım (bardağı mutfağa götürür gibi).“Otur kızım, sen misafirsin.”Bardak elimden alındı. Oturdum.
16.45“Akşam yemeğine bekliyorlar.”“Burada yeriz, ne var.”Akşam yemeği hazırlıkları başladı.
17.30Cem “Hadi” dedi.“Yılda bir geliyorsunuz zaten.”Geçen ay gelmiştik.
18.15Montumu aldım.“Yemekten sonra kalkılmaz, sofra küser.”Sofra kurulmuştu. Küsmesini istemedik.
19.20“Gerçekten gitmemiz lazım.”“Biz yabancı mıyız?”Bu soruya verilecek doğru cevap yoktur.
20.05—“Çayı demledim, içmeden kalkmak yok.”Üçüncü çay. Bu sefer sormadılar.

Dikkat ederseniz “Daha yeni geldiniz” cümlesi saat kaç olursa olsun geçerli. Bu ailede herkes, her zaman, daha yeni gelmiştir.

Saat 19.20’deki “Biz yabancı mıyız?” sorusu ise ayrı bir incelemeyi hak ediyor. “Evet” derseniz hakaret, “Hayır” derseniz o zaman neden gidiyorsunuz. Fatoş Yenge bu soruyu sorduktan sonra iki dakika bekler, cevap gelmeyince “Neyse” der ve çayı tazeler. Bu “neyse”, sayacın sıfırlandığını gösterir.

Kırk dakikalık planımız üç saati geçtiğinde Cem’in bir stratejisi vardı: tuvalete gidip oradan telefon edecek, “acil iş çıktı” diyecekti. Gitti. Telefonum çaldı. Açtım. Fatoş Yenge yanımdaydı, kulağını telefona doğru eğdi, bütün konuşmayı dinledi. Cem “Acil iş çıktı” dedi. Fatoş Yenge benden önce cevap verdi:

“Bayramda iş mi olur oğlum? Gel, çay demlendi.”

Cem tuvaletten çıktı ve hiçbir şey olmamış gibi oturdu. Kimse bir şey demedi. Bu ailede yalanı yakalamak ayıp değildir; yakalandığını belli etmek ayıptır.

Saat dokuza doğru tuhaf bir şey oldu. Necmi Amca esnedi, sonra bir kez daha esnedi, sonra elini dizine vurdu:

“Hadi bakalım, siz de yorulmuşsunuzdur. Yolunuz uzun.”

Bir an salonda kimse kıpırdamadı. Altı saattir beklediğimiz cümle nihayet kurulmuştu. Cem bana baktı. Ben Cem’e baktım. Sonra kendi ağzımdan çıkan sesi duydum:

“Aaa, daha yeni geldik ama.”