Bayramın ikinci akşamı saat dokuzu on geçe babamın telefonu çaldı. Ekranda “Fehime Halam” yazıyordu. Babam telefona baktı ve sessizce “Eyvah” dedi. Bu, telefonun içeriğini bilen bir adamın eyvahıydı.

Fehime Hala listede yoktu. Liste yedi evdi. Babam yedisine de gitmişti. Fehime Hala sekizinciydi ve kâğıdın arkasına yazılmıştı. Kâğıdın arkasına kimse bakmamıştı.

Görüşme

Babam telefonu açtı ve hoparlöre aldı, çünkü yalnız dinleyemeyeceği bir konuşma olacaktı.

“Alo, halacığım, bayramın mübarek olsun!”

“Sağ ol oğlum. Seninki de.” Bir duraklama. “Bize uğramadınız ama canınız sağolsun.”

Bu cümlenin ikinci yarısı, birinci yarısından daha ağırdır. “Uğramadınız” bir tespittir; “canınız sağolsun” bir hükümdür. Salonda oturan herkes cümlenin ağırlığını aynı anda hissetti.

“Hala, valla yarın gelecektik…”

“Yok yok, gelmeyin, zahmet olmasın. Biz alıştık.”

“Alıştık” kelimesi, babamın gözlerini kapatmasına yol açtı.

Zincir

Telefon kapandıktan on dakika sonra annemin telefonu çaldı. Fehime Hala. Bu sefer annemle konuştu. Konuşma farklıydı ama aynı yere vardı: “Senin bir suçun yok kızım, sen gelinsin, ama bir hatırlatsaydın…”

Annem telefonu kapattı ve babama baktı. Bir hatırlatma yapmamıştı. Bu artık onun da suçuydu.

On beş dakika sonra ablamın telefonu. Ablam yirmi yedi yaşında, İstanbul’da yaşıyor, bayramda Denizli’ye gelmemişti bile. Fehime Hala ona da aradı. “Kuzum, sen uzaktasın, sana bir şey demiyorum. Ama annene söyle, babana söyle.”

Ablam aile grubuna şöyle yazdı: “Ben neden suçluyum?”

Kimse cevap vermedi. Cevap herkesin içindeydi.

Saat on bire doğru dedem aradı. Dedem seksen dört yaşında ve Fehime Hala onun en küçük kız kardeşi. Dedem bize gelmedi, telefonla aradı ve tek bir şey söyledi:

“Yarın sabah yedide kapıdayım. Hepiniz hazır olun.”

Üç kuşak, bir gece içinde, aynı suçluluğa sahip olmuştu.

Sabah yedi

Sabah yedide dedem kapıdaydı. Babam, annem, ben ve ablam, bir gece önce İstanbul’dan otobüse binip gelen ablam dahil, kapıdaydık. Elimizde iki kutu baklava, bir buket çiçek, bir kutu lokum ve bir kolonya. Fehime Hala’nın evi on dakikaydı. Beş dakikada vardık.

Kapıyı çaldık. Açılmadı.

Bir daha çaldık. Komşu kapı açıldı.

“Fehime Hanım’ı mı arıyorsunuz? O bayramın ilk günü Bodrum’a gitti. Kızlarıyla. Tatil köyüne.”

Dedem durdu. Babam durdu. Ablam, otobüs yorgunluğuyla, merdivene oturdu.

Son telefon

Babam Fehime Hala’yı aradı. Fehime Hala açtı. Arkada dalga sesi vardı.

“Halacığım, kapındayız!”

“Aaa, ben Bodrum’dayım oğlum, bilmiyor muydun? Evde yokum ki.”

“Ama dün akşam…”

“Dün akşam da Bodrum’daydım. Buradan aradım. Gelseniz de beni bulamazdınız.”

Bir duraklama. Dalga sesi.

“Ama uğramadınız.”