Salonda yirmi kişi vardı ve banyo kapısı salona bakıyordu. Bu evin mimarı ya hiç misafir ağırlamamış ya da çok ağırlamış.

Eşimin halası Saniye Hala’nın Sakarya’daki evine üçüncü bayram ziyaretimizdi. Üç saat dayandım. Dördüncü saatin başında kalktım ve koridora doğru yürüdüm. Arkamdan yirmi kişinin sohbeti bir an durdu, sonra kaldığı yerden devam etti. Herkes nereye gittiğimi biliyordu. Bir koridorda başka gidilecek bir yer yok.

Kilit

Kilit, kapının üstünde duruyordu ama bir anlam ifade etmiyordu. Çevirdim, bir çıt sesi geldi, kapıyı denedim, açıldı. Ters çevirdim, bir çıt daha, kapı yine açıldı. Üçüncü denemede kilit kendi kendine geri döndü. Kilit değil, bir bilmece.

Bir karar vermem gerekiyordu. Sol ayağımı kapının dibine dayadım. Bu evdeki kalışımın geri kalanını, tek ayakla kapı tutarak geçirecektim.

Havlu

Lavabonun yanında iki havlu asılıydı. Biri pembe, kenarları dantel işli, ortasında el nakışıyla “Hoş Geldiniz” yazıyordu. Öbürü gri, yıpranmış, belli ki gerçek hayatta kullanılan. Misafirdim, pembe benim içindi. Ama pembe havlu o kadar düzgün katlanmıştı ki ona dokunmak bir müzedeki halıya basmak gibiydi.

Ellerimi yıkadım ve havada salladım. Sonra eteğime sildim. Pembe havlu yerinde kaldı, onurlu ve kuru.

Kapı

Tam o sırada kapı kolu indi.

“Kimse var mı?”

Yedi yaşındaki kuzen. Kapıyı itti. Ayağım kapının dibindeydi, kapı açılmadı ama bir parmak aralandı.

“Var! Var!”

“Ama kapı kilitli değil ki!”

Kuzen bunu bütün salonun duyacağı şekilde söyledi. Salon yine bir an sustu. Çocuk kapıyı bir daha denedi, ayağım bir daha direndi. Sonunda annesi geldi ve onu koridorun öbür ucuna, “Abla içeride, sabret” diye çekti. “Abla” bendim. Abla içerideydi ve artık bunu yirmi kişi biliyordu.

Sprey

Rafta bir koku spreyi duruyordu: “Okyanus Esintisi”. Bir kez sıktım. Fıs. Sesi salona kadar gitti; duydum çünkü salondan biri “Hıh” dedi. Panik yaptım ve bir kez daha sıktım, sonra bir kez daha. Banyo okyanus olmuştu. Koridor okyanus olmuştu. Kapıyı açtığımda okyanus salona taştı.

Salona girdiğimde kimse bana bakmadı. Bu, herkesin bana baktığı anlamına geliyordu.

Saniye Hala gülümsedi.

“Kızım, pembe havluyu kullansaydın. O misafir için.”

“Kilit çalışmıyor galiba hala.”

“Çalışıyor. Kolu kaldıracaksın, sonra çevireceksin.” Ve ekledi, sanki sıradan bir bilgiymiş gibi: “Ama bu evde kimse kilitlemez zaten. Herkes ayağıyla tutar.”

Akşam çıkarken banyonun önünden bir kez daha geçtim. Kapının alt köşesine, içeriden baktım. Boya tam ayak hizasında, avuç büyüklüğünde aşınmıştı. Yirmi yıllık bir aşınma.

Eşime gösterdim. Baktı, omuz silkti.

“Sol ayak mı kullandın, sağ mı?” dedi. “Bizimkiler hep sağla tutar.”