Serkan’la yılda bir kez, kırk dakikalığına görüşüyoruz. Annelerimiz teyze çocukları. Biz de, teknik olarak, ikinci dereceden bir şeyiz. Ne olduğumuzu bilen yok. Bayramda Turhal’daki teyzenin evinde, annelerimiz mutfakta kırk yıllık hesaplarını konuşurken, biz salonda, iki koltukta, karşı karşıya bırakılıyoruz.
Bu bayramın kırk dakikasını kronometreyle tuttum. Konuşmanın tamamı aşağıda.
00.00 – 00.03
“Eee, nasılsın?”
“İyiyim, sen?”
“İyi. Eee?”
“Eee.”
00.03 – 00.07: Hava
“Sıcak bu sene.”
“Çok sıcak.”
“Geçen sene de sıcaktı ama.”
“Bu sene daha sıcak.”
“Öyle.”
Hava konusu dört dakika sürdü. Dört dakika, iki kişinin sıcaklık hakkında söyleyebileceği her şeyi söylemesine yetti. Bir ara Serkan “Nem de var” dedi ve bir umut belirdi. Umut söndü.
00.07 – 00.12: Yol
“Nasıl geldiniz?”
“Arabayla.”
“Trafik var mıydı?”
“Biraz.”
“Bizde de biraz vardı.”
Bu noktada Serkan’ın hangi şehirden geldiğini bilmediğimi fark ettim. Sormak için çok geçti. Beş yıldır görüşüyorduk.
00.12 – 00.18: İş
“İş nasıl?”
“İyi. Seninki?”
“İyi.”
“Ne iş yapıyordun sen?”
Bu soruyu bana her yıl soruyor. Ben her yıl cevaplıyorum. O her yıl unutuyor. Ben de onun ne iş yaptığını bilmiyorum, ama sormuyorum, çünkü bir kez sorup unutmuştum ve bunu bir daha yapmak istemiyordum.
00.18 – 00.31
On üç dakika kimse konuşmadı. İkimiz de telefonumuza bakmadık, çünkü bir bayram ziyaretinde telefona bakmak, karşındakine “Sen sıkıcısın” demektir. Duvardaki saate baktık. Vitrindeki fincanlara baktık. Teyzenin kedisine baktık. Kedi bize bakmadı.
Mutfaktan annelerimizin kahkahası geldi. Onlar kırk dakikanın kırkında konuşuyordu.
00.31: Kırılma
Kırk dakikanın otuz yedisi “Eee?” ile geçecekti. Ama otuz birinci dakikada Serkan bir şey söyledi. Sessizce, neredeyse kendi kendine.
“Ben bu ziyaretlerden nefret ediyorum aslında.”
Bir an durdum. Sonra:
“Ben de.”
Serkan doğruldu. “Gerçekten mi?”
“Her sene. Arabada annemle tartışıyorum, gelmeyelim diye.”
“Ben de! Bu sene ‘İşim var’ dedim, annem ‘Bayramda iş mi olur’ dedi.”
“Benim annem de aynısını söyledi!”
00.31 – 02.15
Bir saat kırk dört dakika konuştuk. Annelerimizin arabadaki cümlelerini karşılaştırdık; yüzde doksanı aynıydı. Teyzenin kedisinin adını tartıştık; ikimiz de bilmiyorduk. Sonra çocukluğumuzda bu evde bir kez kavga ettiğimizi hatırladık; bir bisiklet yüzünden. Bisikletin kimin olduğunu hâlâ bilmiyorduk.
Annelerimiz mutfaktan çıktığında saat geçmişti. Teyze çay tazeledi. Annem bana “Kalkıyoruz” işareti yaptı. Ben bir şey yaptım ki kendim bile şaşırdım:
“Bir çay daha içelim anne.”
Numaralar
Kapıda Serkan’la vedalaşırken telefon numaralarımızı değiştik. Beş yıldır görüşüyorduk, numaramız yoktu.
“Seneye,” dedi Serkan, “bir plan yapalım. İkimiz de gelmeyelim. Beraber.”
“Anlaştık.”
Arabada annem sordu: “Ne konuştunuz o kadar?”
“Gelmemeyi,” dedim.
Annem bunu bir şaka sandı ve güldü. Seneye nasılsa göreceğiz.


