Bayram sabahı ilk ziyaret bir nezaket değil, bir sıralamadır. Sıralamada ikinci olan, bütün yıl ikinci olduğunu hatırlar. Bu yüzden babam, namazdan döndüğü an, kahvaltıdan önce, mutfak masasına oturur ve bir kâğıda tablo çizer.
Bu bayramın tablosu aşağıda. Tablonun nasıl çöktüğü de.
07.50 — Tablo
Babam dört aday yazdı: babaannem, büyük halam Münevver, küçük halam Neriman, annemin annesi Hayriye Nine. Sonra puanlama kriterlerini yazdı:
- Yaş (büyük olan önce)
- Mesafe (yakın olan önce, ama yaşı geçemez)
- Geçen bayram kaçıncı olduğu (ikinci olan bu sene birinci olmalı, ama yaşı ve mesafeyi geçemez)
- Küslük durumu (küs olana önce gidilir ki barışılsın, ama bu sefer de öteki küsebilir)
Annem tabloya baktı. “Benim annemi niye en sona yazdın?”
“Alfabetik değil bu, puan.”
“Hayriye H ile başlıyor, Münevver M. H önce gelir.”
Babam annemin alfabetik itirazını bir kriter olarak eklemedi ama bir yıldız işareti koydu.
08.05 — Birinci telefon
Münevver Hala aradı. “Siz kaçta çıkıyorsunuz? Ben börek açıyorum, sıcak yiyin diye.”
Bu bir soru değildi. Bu, bir tarihin ve saatin önceden belirlenmesiydi. Börek açılmışsa ilk ziyaret yapılmalıydı; açılmış bir börek, bayramda geri kapatılamaz.
Babam tabloya Münevver Hala’nın yanına “+5 (börek)” yazdı.
08.12 — İkinci telefon
Neriman Hala aradı. Neriman Hala hiçbir şey açmamıştı ama bir şey biliyordu.
“Münevver aradı mı? Börek açıyorum dedi değil mi? Geçen bayram da öyle dedi, gittiniz, börek yoktu, poğaça vardı.”
Babam tabloya Münevver Hala’nın yanına “-3 (poğaça geçmişi)” yazdı.
08.20 — Üçüncü telefon
Hayriye Nine, annemin annesi. Telefonu annem açtı. Hayriye Nine hiçbir şey sormadı. Sadece “Ben kalktım, giyindim, oturuyorum” dedi ve kapattı.
Annem telefonu bıraktı. “Annem giyinmiş.”
Bu, bizim ailede en ağır cümledir. Giyinip oturan bir yaşlı, gelmeyen her dakikayı sayar. Babam tabloya Hayriye Nine’nin yanına bir şey yazmadı; sadece kalemle bir daire çizdi ve dairenin içini karaladı.
08.40 — Kriz
Tablo artık okunamaz hâle gelmişti. Artılar, eksiler, yıldızlar, karalanmış daireler. Babam kalemi bıraktı.
“En büyük kim?”
“Annen,” dedi annem. “Seksen yedi.”
Bu, tablonun bütün kriterlerini ezen tek kriterdi. Kimse itiraz edemezdi. Münevver Hala bile. Neriman Hala bile. Hayriye Nine bile, çünkü o seksen dörttü ve aradaki üç yılı biliyordu.
09.00 — Babaanne
Babaannemin kapısını çaldık. Dört kişi, bir kutu lokum, bir demet karanfil.
Babaannem kapıyı açtı. Sabahlığıyla. Saçları bigudili.
“Aaa! Siz niye önce bana geldiniz?”
“Anne, en büyük sensin.”
“En büyük benim ama ben daha hazırlanmadım! Önce halanıza gidin, öğleye doğru gelin. Bir de Hayriye Hanım’ı sabah sabah bekletmeyin, ayıp, o giyinmiştir.”
Kapı kapandı. Dört kişi, bir kutu lokum ve bir demet karanfil sahanlıkta kaldık.
Babam cebinden kâğıdı çıkardı, açtı, uzun uzun baktı. Sonra kalemi aldı ve en üste, büyük harflerle, yeni bir kriter yazdı:
“BİGUDİ.”


