Necati Amca cüzdanını açtığında Poyraz’ın gözleri cüzdana değil, cüzdanın kalınlığına gitti. On yaşında bir çocuk bir cüzdana böyle bakıyorsa, o çocuk ya bankacı olacak ya da bankacıları dolandıracak.
“Al bakalım aslanım, bayramın mübarek olsun.”
Bir adet 200 lira. Gıcır. Necati Amca bu banknotu sabah bankamatikten özellikle çekmiş, katlamamak için cüzdanın ayrı gözüne koymuştu. Kendi çocukluğunda bu parayla bir bisiklet alınırdı. Ya da en azından bisikletin bir tekerleği.
Poyraz banknotu ışığa tuttu. Sahte mi diye değil, yeterli mi diye bakıyordu.
“Teşekkür ederim amcacığım,” dedi. Sonra ekledi: “Bununla bakkaldan anca bir sakızla bir cips alınıyor ama. Ben söyleyeyim de bil.”
Bir an kimse çayını karıştırmadı. Sevim Yenge çay bardağını tabağa öyle bir koydu ki tabak, bardaktan özür diledi.
Piyasa analizi
Necati Amca hayatında bu tür bir geri bildirim almamıştı. Otuz yıl devlet dairesinde çalışmış, kimse ona “Bu dilekçe az olmuş” dememişti.
“Oğlum, ben senin yaşındayken bayramda bir kâğıt para alsak sevinçten uçardık.”
“Amca, o zaman paranın sıfırları başkaydı. Sizin zamanınızda milyonerdiniz, şimdi değilsiniz. Ben internette okudum.”
“Sen nereden okuyorsun bunları?”
“Haber kanalından. Babam akşam açıyor, ben de yanında yatıyorum. Altın, dolar, borsa, hepsini biliyorum. Ama sayıları söylemeyeyim, her gün değişiyor, sen üzülürsün.”
Necati Amca’yı üzmemek için sayı vermeyen bir çocuk. Sevim Yenge mutfağa gitti; mutfaktan bir süre sonra boğuk bir kahkaha geldi.
IBAN
Necati Amca cüzdanına bir kez daha baktı, sonra Poyraz’a baktı ve kararını verdi: ikinci banknotu çıkarmayacaktı. Bir ilke meselesiydi. Poyraz bunu anladı ve stratejisini değiştirdi.
“Amca, nakit olmuyorsa IBAN da verebilirim.”
“Ne vereceksin?”
“IBAN. Annemin hesabı ama benim için ayrı bir kumbara hesabı açtılar. QR kodu da var.” Telefonunu çıkardı. Ekranda gerçekten bir QR kod duruyordu. Kenarında küçük bir ayıcık resmi vardı. Banka bile bu çocuğun karşısında yumuşak görünmek istemişti.
“Ben QR’dan para göndermeyi bilmiyorum oğlum.”
“Ben gösteririm. Telefonunu ver.”
Necati Amca telefonunu kimseye vermez. Kendi oğluna bile. Ama o an, salonun ortasında, on yaşında bir çocuğun uzattığı ele baktı ve telefonu verdiğini kendisi de fark etmedi. Poyraz iki dokunuşta amcanın bankacılık uygulamasını açtı, sonra durdu.
“Şifreni ben bilmiyorum, sen gir.”
Bu çocuk bir de etik sahibiydi.
Tarife
Akşamüstü Poyraz amcasına katlanmış bir kâğıt uzattı. Defterden koparılmış, kurşun kalemle yazılmış.
“Gelecek bayram için,” dedi. “Önceden bilin, hazırlıklı olun.”
Kâğıtta “HARÇLIK TARİFESİ” yazıyordu. Altında: “Normal el öpme: 200. Alına götürmeli el öpme: 300. Şiir okuma: 400. Amcamın eski hikâyelerini dinleme: bayram boyunca 500 (100’lük olarak).”
Necati Amca kâğıdı katladı, cebine koydu. Sonra cebinden kalemini çıkardı, bir peçeteye bir şey yazdı ve Poyraz’a uzattı.
“Bu da benim tarifem.”
Peçetede şöyle yazıyordu: “Telefonu bırakıp amcanın yüzüne bakma: 10 dakika. ‘Nasılsın amca’ deme: 1 adet. Amcanın hikâyesini sonuna kadar dinleme: 1 adet (bölmeden).”
Poyraz peçeteyi okudu, uzun uzun düşündü, sonra ciddi bir yüzle başını kaldırdı.
“Amca, bunlar çok pahalı.”


