Bir tepsiye bakarak bir evin sizi ne kadar sevdiğini öğrenebilirsiniz. Öğrenmek istemeseniz bile.

Ben öğrendim. Kırk bir yaşındayım ve bayram ziyaretlerinde tepsiyi okuyorum. Bu bilgiyi bana kimse öğretmedi; kırk bir bayram boyunca biriken bir sezgidir. Aşağıda, Ankara Keçiören’deki ailemizin evlerinde geçerli olan sistemi aktarıyorum. Kendi ailenizde uygularken dikkatli olun. Okuduğunuz şey hoşunuza gitmeyebilir.

Okuma kılavuzu

Kurdeleli kutu, ambalajı yırtılmamış. Sizin için açılacak. Siz önemlisiniz. Belki de bir şey isteyecekler.

Kurdeleli kutu, ambalajı önceden açılmış. Sizden önce önemli biri gelmiş. Siz onun artığısınız ama yine de değerlisiniz.

Cam kâsede tek tek ambalajlı madlen. Siz ailedensiniz. Sizinle uğraşılmaz. Sevilirsiniz ama hazırlanılmaz.

Plastik kâsede dökme şeker. Siz mahalledensiniz. Ya da ev sahibi sizin aileden olduğunuzu unutmuş.

Boş kâse, içinde üç ambalaj kâğıdı. Geç kaldınız.

Saha çalışması

Bu bayram kılavuzu beş evde uyguladım.

Birinci ev, büyük halam: madlen. Normal. Ailedenim.

İkinci ev, eşimin teyzesi: kurdeleli kutu, ambalajı yırtılmamış. Şaşırdım. Sonra teyze, kahveden sonra, oğlunun işsiz olduğunu ve benim tanıdığım biri olup olmadığını sordu. Kılavuz doğrulandı.

Üçüncü ev, amcamın oğlu: boş kâse, içinde üç ambalaj kâğıdı. Saat öğleden sonra ikiydi. Biz sabah onda geleceğimizi söylemiştik. Kılavuz yine doğrulandı.

Dördüncü ev, babamın arkadaşı: dökme şeker. Babamın arkadaşı beni otuz yıldır tanır. Bunu bir hakaret olarak almadım ama eve dönerken arabada yüksek sesle söyledim. Ceren “Belki öyle bir niyetleri yoktur” dedi. Ceren tepsiyi okumaz. Ceren’in ailesi tepsi okumayan bir ailedir.

Beşinci ev

Beşinci ev bizim evdi. Akşamüstü annem geldi.

Ceren kapıyı açtı, annemi içeri aldı, mutfağa gitti ve elinde cam kâseyle döndü. Kâsede madlen vardı.

Kalbim durdu. Bizim dolapta bir kutu vardı. Kurdeleli. Bayramdan önce aldığımız. Ceren onu dolapta bırakmış, anneme madlen çıkarmıştı. Kılavuza göre bu, “Siz ailedensiniz, sizinle uğraşılmaz” demekti. Annem bunu okuyacaktı. Annem tepsiyi benden iyi okur, çünkü bu sezgiyi ben ondan aldım.

Annem kâseye baktı. Bir madlen aldı. Açtı. Yedi.

“Ay ne güzel,” dedi. “Ben bu madleni çok severim. O kutulu şeyler bana ağır geliyor, ne olduğu belli değil.”

Sonra bana döndü ve kısık sesle ekledi:

“Kutuyu misafire açarlar oğlum. Madlen aileye.”

Rahatladım. Annem kılavuzu benimle aynı şekilde okuyordu ve sonuçtan memnundu.

Ertesi gün Ceren’in annesi geldi. Ceren dolaptan kurdeleli kutuyu çıkardı, kurdeleyi çözdü, ambalajı yırttı ve kutuyu annesinin önüne koydu.

Gece mutfakta sordum: “Bu neydi şimdi? Benim annem aile, senin annen misafir mi?”

Ceren bana, kırk bir yıllık bir sezgiyi tek cümlede çöpe atan bir bakışla baktı.

“Senin annen madlen seviyor, benimki sevmiyor. İkisine de sordum.”

Sormak. Kırk bir bayramdır aklıma gelmemişti.