Evliliğimizin üçüncü ayındaydık ve bu, bayram salonunda, gecikmiş sayılıyordu.
İlk soru teyzemden geldi, kapıda, daha montumu çıkarmadan: “Eee, müjdeli bir haber var mı?” Ben “Bayramınız mübarek olsun teyzeciğim” dedim. Bu cevap olarak kabul edilmedi.
Ama asıl tehlike sorulardan değil, sorulmayan şeylerden geliyordu. Kayınvalidem soru sormaz. Kayınvalidem patik örer.
Patik
Konya’daki salonda kayınvalidem Ayten Hanım koltuğa oturdu ve çantasından bir yumak çıkardı. Bebek mavisi. Şişleri çıkardı. Örmeye başladı. Hiçbir şey söylemedi.
Teyzem patiğe baktı. “Ay ne güzel Ayten Hanım, kime?”
“Hiç,” dedi kayınvalidem. “Elim boş durmasın.”
Patik büyüdü. Bir saat içinde bir tane bitti. Kayınvalidem patiği sehpaya, tam önüme, bir çay bardağının yanına koydu. Sonra ikincisine başladı.
Selim, kocam, patiğe baktı ve gözlerini kaçırdı. Patik ise ona bakmaya devam etti.
Fal
Kahveden sonra halam fincanımı istedi. Ters kapattım. Halam fincanı açtı, içine baktı ve yüzünü aydınlattı.
“Burada bir beşik var.”
“Hala, o telve.”
“Telve de bir şeyi gösterir. Bak, beşiğin yanında bir de küçük bir ayak.”
Fincanın içine baktım. Bir leke vardı. Halam o lekede bir ayak görüyordu. İkinci halam baktı, o da gördü. Üçüncüsü, gözlüğünü takarak, “İkiz olabilir” dedi.
Benim fincanımdan, on dakika içinde, ikiz çıktı.
Oda
Akşam yemeğinde kayınpederim konuşmaya katıldı. Kayınpederim az konuşan bir adamdır ama konuştuğunda gayrimenkul hakkında konuşur.
“Sizin ev iki oda mıydı?”
“İki oda baba.”
“Biri yatak odası, biri?”
“Çalışma odası.”
Kayınpederim başını salladı. “Çalışma odası,” dedi, bu kelimeyi bir hastalık adı gibi tekrarlayarak. “O odaya güneş geliyor mu?”
“Geliyor.”
“İyi. Bebek odası güneş almalı.”
Selim bu noktada çatalını bıraktı.
Duyuru
Tatlıdan sonra bir şey yapmamız gerektiğini anladım. Bu ablukayı bir şekilde kırmak gerekiyordu. Selim’e baktım. Selim başını salladı. Önceden konuşmamıştık ama bir evlilikte bazı şeyler konuşulmadan anlaşılır.
“Bir haberimiz var,” dedim.
Salon sustu. Kayınvalidemin şişi havada durdu. Halam fincanı elinden bıraktı. Teyzem elini göğsüne koydu.
“Kedi aldık.”
Bir saniye kimse kıpırdamadı. Sonra teyzem “Kedi mi?” dedi. Halam fincana baktı, fincan bir şey söylemedi.
Kayınvalidem şişi indirdi. Yarım patiğe baktı. Uzun uzun düşündü. Sonra şişi yeniden kaldırdı ve örmeye devam etti.
“Kedi de bir başlangıç,” dedi.
Kedi kazağı
Bir sonraki bayram kayınvalidem kapıdan elinde bir paketle girdi. Paket bizim içindi. Daha doğrusu kedi içindi.
Paketin içinde mavi, el örmesi, küçücük bir kazak vardı. Kedi boyutunda. Göğsünde, beyaz iple, işlenmiş bir yazı:
“Babaannesinin kuzusu.”


