Babam Selami ile amcam Tuncay, bayram harçlığı konusunda kırk yıldır aynı anlaşmayı uygular. Anlaşma hiç konuşulmamıştır ama iki taraf da maddelerini ezbere bilir: Ben senin oğluna ne verirsem, sen de benim oğluma onu vereceksin. Kuruşu kuruşuna.

Bu anlaşmanın ekonomik sonucu sıfırdır. İki evin arasında para gider, para gelir, kimse zenginleşmez, kimse fakirleşmez. Ama mesele para değil. Mesele kimin önce vereceği.

Bu yılın müzakeresi

Bayramdan bir hafta önce aile grubunda şöyle bir yazışma geçti. Grup, babamın kardeşleriyle kurduğu, adı “Kardeşler 🌹” olan gruptur.

Tuncay: Abi bu bayram gençlere ne düşünüyoruz? Selami: Sen ne düşünüyorsun? Tuncay: Ben sana uyarım abi. Selami: Ben de sana uyarım. Tuncay: O zaman 300? Selami: Geçen sene 300’dü. Tuncay: 400? Selami: Bilmiyorum, sen bilirsin. Tuncay: 500 abi, tamam mı? Selami: Ben bir şey demedim. Nebahat: Siz 500 verin, ben de sizin çocuklara 200 veririm, benim çocuğum yok zaten 🙂 Selami: 👍 Tuncay: 👍

Nebahat Hala’nın mesajı iki kardeşin yazışmasına girmiş, iki başparmakla kabul edilmiş ve bir daha konuşulmamıştı. Bu, işin ileride önemli olacak kısmı.

Takas

Bayram sabahı Konya’da, babaannemin evinde, işlem başladı.

Tuncay Amca cüzdanını açtı, beş tane 100 lira saydı ve benim avucuma koydu. Babam, aynı anda, cüzdanını açtı, beş tane 100 lira saydı ve amcamın oğlu Kuzey’in avucuna koydu. İkisi aynı anda “Bayramın mübarek olsun” dedi. Kuzey’le ben aynı anda “Sağ ol amca” dedik.

Saniyeler sonra babam bana, amcam Kuzey’e baktı. Ben babama, Kuzey de babasına parayı uzattık. Çünkü bizim evde harçlık bir süre gösterilir, sonra “akşam konuşuruz” denilerek babaya geri verilir.

Böylece beş tane yüzlük, iki evin arasında bir sabah boyunca yer değiştirdi ve iki ailenin net serveti kuruşu kuruşuna aynı kaldı. Babam mutluydu. Amcam mutluydu. Bu ülkenin ekonomisinde bu kadar dengeli bir işlem az bulunur.

Yaş farkı itirazı

Öğleden sonra bir pürüz çıktı. Tuncay Amca’nın küçük kızı, iki yaşındaki Defne, de “genç” sayılmalı mıydı? Babam saymadı. Defne’ye 100 verdi. Amcam bunu gördü. Amcamın yüzünde bir şey kıpırdadı.

Akşama doğru amcam, benim üç yaşındaki yeğenime, ablamın kızına, 100 verdi. Ablamın kızı aileye geçen yıl katılmıştı ve teknik olarak bu anlaşmanın kapsamında değildi. Ama amcam bunu bir mesaj olarak verdi. Mesaj alındı. Babam ertesi sabah Defne’ye ikinci bir 100 verdi. Amcam o akşam yeğenime ikinci 100’ü verdi.

Bayram bittiğinde iki taraf birbirine eşit miktarda para vermişti. Defne ve yeğenim zenginleşmişti. Bu, dengenin ilk bozulmasıydı ve kimse bunu aile grubunda konuşmadı.

Nebahat Hala

Bayramın üçüncü günü Nebahat Hala geldi. Söz verdiği gibi bana 200, Kuzey’e 200, Defne’ye 200 verdi. Toplam 600. Kendisine kimse bir şey vermedi, çünkü Nebahat Hala’nın çocuğu yok.

Hala çayını içti, bardağı bıraktı, telefonu çıkardı.

“Selami abi, Tuncay. Benim de bir çocuğum var aslında.”

Telefonunun ekranında, kırmızı bir yastığın üstünde uyuyan beyaz bir kedi vardı.

“Pamuk. Dört yaşında. Bu bayram ilk kez el öpemedi, çünkü pençe. Ama siz kardeşsiniz, anlarsınız.”

Babam amcama baktı. Amcam babama baktı. Kırk yıllık anlaşma, ilk kez, yazılı olmayan bir maddeyle karşılaşmıştı.

Babam cüzdanını açtı. Amcam da açtı.

“Ben sana uyarım abi,” dedi amcam.

Pamuk o bayram 600 lira topladı. Hepsi yüzlük.