Antepfıstığının iyisi bizim evde sadece iki durumda açılır: biri öldüğünde ve Cevdet Amca geldiğinde. Bu bayram kimse ölmedi. Saat on birde babaannemin kapısının önünde siyah bir cip durdu ve fıstık paketinin hışırtısı mutfaktan salona kadar duyuldu.

Hazırlık

Cevdet Amca babamın amcasının oğlu ve Adana’da müteahhit. Sülalede “müteahhit” kelimesi bir meslek değil, bir unvan gibi kullanılır. “Müteahhit geliyor” dendiğinde yastıklar kabartılır, baş köşedeki koltuğun örtüsü değiştirilir ve babaannem kendi koltuğundan kalkar. Babaannem başka hiçbir insan için kalkmaz. Doktor için bile.

Cevdet Amca’nın oturacağı koltuğun yanına küçük bir sehpa konur. Sehpada şunlar bulunur: fıstık, kuru kayısı, cam şişede soğuk su ve kimsenin dokunmadığı, sadece Cevdet Amca için çıkarılan, kulpu yaldızlı tek bir fincan. Fincan on beş yıl önce bir düğünden hediye gelmiş. Bir daha ikinci bir yaldızlı fincan çıkmamış. Yani Cevdet Amca bizim evde kendi fincanı olan tek kişi.

Ziyaret

Cevdet Amca içeri girdi, babaannemin elini öptü ve baş köşeye oturdu. Salondaki yirmi kişi, birbirleriyle konuşmayı bıraktı ve hep birlikte ona dönük oturdu. Sanki bir televizyon açılmıştı.

“Nasılsınız, iyi misiniz?”

Herkes iyiydi. Herkes çok iyiydi. Kimsenin hiçbir derdi yoktu.

On dakika sonra kuzenim Batuhan mutfağa su içmeye kalktı ve dönerken, tesadüfen, Cevdet Amca’nın koltuğunun yanında durdu. Eğildi. Bir şeyler fısıldadı. “Bir fikrim var abi, bir kafe” kelimeleri duyuldu. Cevdet Amca başını salladı, “Konuşuruz” dedi.

Yirmi dakika sonra eniştem tuvalete giderken aynı noktada durdu. Fısıldadı. “Faizsiz”, “üç ay”, “abi sen bilirsin” kelimeleri duyuldu. Cevdet Amca “Konuşuruz” dedi.

Kırk dakika içinde Cevdet Amca’nın koltuğunun yanında beş ayrı kişi durdu. Babaannemin salonundan mutfağa giden yol, bir şekilde, hep Cevdet Amca’nın sağ omzunun yanından geçiyordu. Babaannem, durumu görmüş olacak ki, sehpaya bir tabak fıstık daha koydu. Ödül gibi.

Sıra babamda

Babam bütün bu süre boyunca oturduğu yerden kalkmadı. Babam gururlu bir adamdır. Kimseden bir şey istemez. Sadece bu bayram, üç gündür evde, annemle konuşurken “Arabanın taksitleri” ve “Cevdet’e bir açsam mı” cümlelerini birkaç kez kurmuştu. Kurmuş ve yarım bırakmıştı.

Cevdet Amca kalkarken babam ayağa kalktı, onu kapıya kadar geçirdi. Ben de arkalarındaydım. Antrede, ayakkabılar giyilirken, babam boğazını temizledi. Ağzını açtı.

Cevdet Amca ondan önce davrandı. Babamın koluna dokundu, sesini alçalttı:

“Kardeşim, senden bir ricam olacak. Bu ay biraz sıkıştım. İnşaat malum, para alacaktan geliyor. Bir ay, en fazla iki.”

Babam ağzını kapattı. Bir an hiçbir şey demedi. Sonra, gururlu adamların yaptığı şeyi yaptı.

“Tabii abi. Ne demek.”

Cevdet Amca cipine bindi ve gitti. Babam salona döndü, koltuğuna oturdu, sehpadaki fıstık tabağını aldı ve tek başına bitirdi.

Annem sordu: “Açtın mı konuyu?”

“Açtım,” dedi babam. “Ama başka konu açıldı.”