Hamiyet Teyze kolonyayı avuca dökmez, teşhis koyar. Şişeyi eğdiği an avucunuzda saklı ne varsa ortaya çıkar: dün kestiğiniz parmak, unuttuğunuz kedi tırmığı, kuruyan el kremi. Seksen derece limon, misafirin bütün geçmişini iki saniyede okur.
Bu bayram Balıkesir’deki evinde sıraya girdik. Kayıtlara geçsin diye yaralar sırasıyla aşağıdadır.
Birinci avuç: Sedat Enişte’nin kağıt kesiği
Sedat Enişte sabah bayram kartlarını zarflamış. Zarf kenarı sağ işaret parmağını hafifçe kesmiş, kimsenin haberi yok, kendisinin bile tam olarak yok. Kolonya avuca düştüğü an haberi oldu. Önce gözleri büyüdü, sonra yaşardı, sonra dudakları büzüldü, en son “Ooo, maşallah, ne güzel kokuyor” dedi. Sesinin bir oktav yükseldiği fark edilmedi. Erkek adam kolonyaya bağırmaz; içinden bağırır.
İkinci avuç: Pınar’ın manikürü
Pınar dün kuaförde iki saat oturmuş, tırnaklarına “nude bej” denen, çıplak gözle tırnak rengine çok benzeyen ama çok pahalı bir şey sürdürmüş. Hamiyet Teyze iki avuç doldurdu. Pınar ellerini birbirine sürtmemek için iki elini havada, ameliyata giren cerrah gibi tuttu. Teyze bunu kolonyayı beğenmemek olarak algıladı ve üstüne bir kapak daha döktü.
“Ovuştur kızım, ovuştur, yoksa tutmaz.”
Pınar ovuşturdu. Bej, avuçlarda limonla buluştu ve hafif bir pembeye döndü. Kuaför bu rengi yarın bir başka müşteriye “bayram pembesi” diye satabilir.
Üçüncü avuç: Efe’nin dizi
Sekiz yaşındaki Efe sabah sitenin bahçesinde bisikletten düşmüştü. Diz kabuk bağlamış, kabuğun altı hâlâ taze. Annesi pantolonu özellikle uzun seçmişti. Ama Hamiyet Teyze’nin bir yeteneği vardır: çocuğun saklamaya çalıştığı yeri, saklama çabasından tanır.
“Bu çocuk niye topallıyor?”
Pantolon sıvandı. Diz göründü. Teyze’nin yüzü aydınlandı, çünkü bir hastalık değil, bir görev bulmuştu.
“Dur, kolonya mikrop öldürür.”
Efe koridorun sonuna kadar kaçtı. Banyoya girdi, kilitledi. Teyze kapının önünde, şişe elinde, kırk dakika bekledi. Arada bir kapıya “Yavrum, bir damla” diye fısıldadı. Pazarlık iki damladan başladı, bir damlaya indi, en son “sadece koklat”ta anlaşıldı. Efe kapıyı araladı, şişe içeri uzatıldı, çocuk kokladı, kapı kapandı. Teyze tatmin olmuş, salona döndü: “Gördünüz mü, iyileşti.”
Dördüncü avuç: Ben
Benim yaram yoktu. Hamiyet Teyze bunu kişisel algıladı. Avuçlarıma döktü, bekledi, yüzüme baktı. Hiçbir şey olmayınca bir daha döktü. Seksen derece limon bir süre yara aradı, bulamadı ve bileğimdeki saat kayışının altına sızdı. Saatim o akşamdan beri on dakika ileri gidiyor. Kimse bunu kolonyaya bağlamadı, ben bağlıyorum.
Beşinci avuç
Akşama doğru Hamiyet Teyze baklava tepsisini kesmeye kalktı. Bıçak kaydı, kendi işaret parmağını hafifçe sıyırdı. Bir damla kan. Salon sustu. Sedat Enişte, Pınar ve banyodan yeni çıkmış Efe aynı anda kolonya şişesine baktı.
Şişeyi Pınar uzattı. Ovuşturmak için iki elini hazırda tutuyordu.
Hamiyet Teyze parmağını göğsüne çekti.
“Yok yok,” dedi. “Yaraya kolonya olmaz, yakar.”


