Doruk on beş yaşında ve el öpmeyi bir sözleşme gibi görüyor: ne kadar az imza, o kadar iyi. Rasim Dede seksen dört yaşında ve el öpmeyi bir sınav gibi görüyor: kopya çekilirse anlar. Afyon’daki bayram sabahı ikisinin arasındaki mesafe tam olarak bir koldu. Annem bu mesafeyi kapatmak için kenarda duruyordu.
Havayı öpmek
Doruk salona girdi, Rasim Dede’ye doğru yürüdü, eğildi. Eğilme açısı, tahminen, on beş dereceydi. Bir el sıkışmayla bir el öpme arasında, ikisine de ait olmayan bir hareket. Dudakları dedenin eline değmedi; elin üstündeki havayı öptü. Sonra eli alnına götürdü, ama alnına değil, alnının biraz önündeki boşluğa. Hepsi bir buçuk saniye sürdü.
Rasim Dede elini geri çekmedi. Havada bıraktı.
“Bu neydi?”
“El öptüm dede.”
“Benim elimi mi öptün, hava durumunu mu?”
Annem kenardan bir işaret yaptı: iki parmağını aşağı doğru büktü. Bu bizim evde “daha çok eğil” demek. Doruk işareti gördü ve anlamadı, çünkü kenardan yapılan işaretleri on üç yaşından beri görmüyor.
Beş saniyelik alın
Annem araya girdi. “Bir daha öp oğlum, dedeciğin görmedi.”
Doruk bu sefer gerçekten eğildi. Ama bu kez de hız sorunu çıktı. Eli öptü, alnına götürdü, bırakmayı unuttu. Rasim Dede’nin eli Doruk’un alnında, Doruk’un başı eğik, öyle kaldılar. Üç saniye. Beş saniye. Dede bir an “Bu çocuk bana bir şey mi söyleyecek?” diye düşündü; ben bunu yüzünden gördüm.
“Tamam oğlum, tamam. Kabul olsun.”
Harçlık zarfı dedenin cebinde duruyordu. Çıkmadı.
Koridorda brifing
Bu noktada annem işi bilimsel bir yere taşıdı. Doruk’u koridora çekti ve bir dakika boyunca fısıltıyla brifing verdi. Kapı aralığından duyabildiğim kısmı şuydu:
“Elini tut. Eğil, belinden değil, boynundan. Öp, ama ses çıkmasın. Alnına koy, bir saniye bekle, bırak. Gözüne bakma, sonra bak. Sonra ‘Bayramın mübarek olsun dedeciğim’ de. ‘Dede’ deme. ‘Dedeciğim’ de.”
Doruk geri döndü. Konsantre olmuştu. Bir penaltı atışına giden futbolcu gibi yürüdü. Rasim Dede’nin önünde durdu. Elini tuttu. Boynundan eğildi. Sessizce öptü. Alnına koydu. Bir saniye bekledi. Bıraktı. Gözüne baktı.
“Bayramın mübarek olsun dedeciğim.”
Kusursuzdu. Annem kenarda, elini göğsüne koymuştu. Teyzem telefonla çekiyordu.
Rasim Dede oğluna, yani babama baktı. Sonra Doruk’a baktı. Sonra elini yumruk yapıp havaya kaldırdı.
“Biz artık böyle yapıyoruz torun,” dedi. “Torunlar yumruk tokuşturuyor, ben internetten gördüm.”
Doruk bir an dondu. Sonra yavaşça yumruğunu kaldırdı ve dedesinin yumruğuna dokundurdu.
Harçlık zarfı çıktı. Annem oturdu. Teyzem videoyu aile grubuna attı ve altına “Gençlerden öğreneceğimiz çok şey var” yazdı. Kimse kimin kimden öğrendiğini sormadı.


