Doğan, on iki yaşında, salonda bir cümle kurdu: “Sıkıldım.”
Bu cümle, Erzurum’daki büyük evde, bayramın ikinci günü, bir yarışmanın başlama düdüğü oldu.
Altı kardeşe bir portakal
Ziya Dede söz aldı. “Sıkıldım mı? Biz senin yaşındayken bir portakalı dört kardeş bölüşürdük.”
Hayat Nine, dedenin kız kardeşi, hemen düzeltti: “Dört değil, altı. Ben de vardım. Bir de Raziye.”
“Raziye o zaman doğmamıştı.”
“Doğmuştu. Kundaktaydı. Ona da bir dilim düşerdi, emerdi.”
Halil Amca, dedenin küçük kardeşi, araya girdi: “Siz portakal görmüşsünüz. Biz portakalı sadece duyardık. Bakkalın camında bir tane vardı, oyuncak. Ona bakardık.”
Ziya Dede ile Hayat Nine aynı anda ağzını kapattı. Portakal sıralaması bir anda değişti. Bir portakalı bölüşmek, artık bir lükstü.
Tek ayakkabıyla okul
“Okula on beş kilometre yürürdük,” dedi Ziya Dede. “Kışın. Karda.”
“Ben yirmi,” dedi Hayat Nine. “Bizim köy daha uzaktı.”
“Siz yürümüşsünüz,” dedi Halil Amca. “Bizim köyde okul yoktu. Öğretmen gelirdi, haftada bir, at sırtında. Atı da biz beslerdik.”
Ziya Dede bir an düşündü. Sonra kozunu oynadı:
“Bizim ayakkabı yoktu. Tek ayakkabıyla gidiyorduk. Bir tek, ben giyerdim. Öbür tek ağabeyimde. Okula birer ayağımızla gidip gelirdik.”
“Nasıl yürüdünüz tek ayakla?”
“Sırayla. Biri sekiyordu.”
Hayat Nine bu hikâyeyi ilk kez duyuyordu. Kaşlarını kaldırdı. Ama itiraz etmedi. Sekme, iyi bir detaydı.
Bir gün geç gelen bayram
“Bayramda bize bir mendil verirlerdi,” dedi Ziya Dede. “İçinde bir avuç leblebi. Bütün bayram o leblebiyle geçerdi.”
“Biz mendili de geri verirdik,” dedi Hayat Nine. “Leblebiyi yer, mendili iade ederdik. Bir sonraki bayram aynı mendil gelirdi.”
Halil Amca bir süre sessiz kaldı. Sonra:
“Bizim köyde bayram bir gün sonra gelirdi. Haber geç ulaşırdı.”
Bu, yarışmanın en güçlü hamlesiydi. Ziya Dede ve Hayat Nine bir süre ne diyeceklerini bilemedi. Takvime itiraz edilmez.
Şarjsız yıllar
Bütün bu süre boyunca Doğan dinledi. Telefonunu cebine koymuştu. Yarışmanın kurallarını öğrenmişti.
Sonunda, dördüncü turun ortasında, boğazını temizledi.
“Bizim zamanımızda,” dedi, “tablet bir taneydi. Üç kardeş sırayla oynardık. Herkese yarım saat. Benim sıram hep gece geliyordu, şarj bitmiş oluyordu.”
Salon bir an sustu. Ziya Dede Doğan’a baktı. Hayat Nine Doğan’a baktı. Halil Amca gözlüğünü düzeltti.
Sonra Ziya Dede, yavaşça, başını salladı.
“Zor zamanlar,” dedi.
Hayat Nine da başını salladı. “Şarjsız. Vah vah.”
Halil Amca ise bir şey sormak istedi, sordu: “Şarj neydi oğlum?”
Doğan açıkladı. Halil Amca dinledi. Sonra tabağındaki son portakal dilimini Doğan’a uzattı.
“Al,” dedi. “Sen de bizdensin artık.”


