Çorba kâseleri toplandığı an amcam bir haber hatırladı. Telefonundan değil, kafasından. “Bu arada, dünkü haberi duydunuz mu?” Hangi haber olduğunu söylemedi. Söylemesine gerek yoktu. Sofradaki on dört kişi hangi haber olduğunu biliyordu ve on dört kişinin on dördü de bu haberi bayram sofrasında duymak istemiyordu.

Dayım çatalını bıraktı.

Bundan sonraki on saniye, saniye saniye, şöyle geçti.

Birinci saniye

Annem pilav tenceresini masaya koyuyordu. Tencerenin kapağı havada kaldı.

İkinci saniye

Yengem çocuklara baktı. Çocuklar, bir dakika önce pilav için kavga ediyordu. Şimdi kimse kıpırdamıyordu. Çocuklar bu sessizliği tanırdı. Bir önceki bayramdan.

Üçüncü saniye

Dayım boğazını temizledi. Bu, dayımın “Söyleyeceklerim var” demesiydi.

Dördüncü saniye

Babam dayıma baktı. Babam amcama baktı. Babam ikisinin arasında oturuyordu ve bu, bir bayram sofrasında oturulabilecek en kötü yerdi.

Beşinci saniye

Amcam, dayımın boğaz temizlemesini duymuş ve kendi boğazını temizlemişti. İki boğaz, sofranın iki ucundan, karşılıklı.

Altıncı saniye

Babaannem çay bardağını tabağına koydu. Tık. Babaannemin bir çay bardağını tabağa koyma şekli, bir hâkimin tokmağıdır. Bu tokmak “Bu evde olmaz” diyordu.

Yedinci saniye

Amcam bu tokmağı duydu ama ağzını yine de açtı.

Sekizinci saniye

Dayım da açtı.

Dokuzuncu saniye

Annem kapağı tencereye geri koydu. Sonra, bütün sofranın duyacağı bir sesle, neredeyse bir çığlıkla:

“TATLIYA GEÇELİM!”

Onuncu saniye

Pilav daha yenmemişti. Kimse itiraz etmedi.

Tatlı

Annem baklavayı getirdi. Yanında bir kâse kaymak, bir de kutu dondurma. Kurtuluş gelmişti. Sofra rahatladı. Çocuklar yeniden kıpırdadı.

Amcam baklavasına dondurma koydu. Üstüne.

Dayım bunu gördü. Kendi baklavasına da dondurma koydu. Yanına.

Babam bunu gördü. Babam baklavaya kaymak koydu.

Ve sonra, yeniden, sessizlik.

“Sen dondurmayı üstüne mi koyuyorsun?” dedi dayım amcama.

“Üstüne konur. Sıcakla soğuk buluşur.”

“Yanına konur. Baklava dondurmayla ıslanmaz.”

“Kaymak koyan adam da var,” dedi amcam, babama bakarak. “Bayramda kaymak mı olur? Kaymak kahvaltıda olur.”

Dayım, amcama, ilk kez, tamamen katılarak başını salladı. “Doğru. Kaymak kahvaltılıktır.”

Babam kaşığını bıraktı.

Yeni koalisyon

Sonraki on dakika boyunca sofra iki gruba ayrıldı. Dondurmacılar ve kaymakçılar. Dondurmacılar arasında üstüne koyanlar ve yanına koyanlar vardı ama ortak düşmana karşı bu fark önemsizleşti.

Siyasette kırk yıldır anlaşamayan iki adam, dondurmanın üstüne mi yanına mı konacağında bile anlaşamadan, kaymakçılara karşı üç dakikada ittifak kurdu.

Babam yalnız kaldı. Kaymak kâsesi önünde, kaşığı elinde.

Annem babamın yanına oturdu. Kendi baklavasına bir kaşık kaymak koydu. Babama göz kırptı.

Amcam ile dayım ikisine birden baktı. Sonra birbirlerine.

“Bu konuyu da bayramdan sonra konuşuruz,” dedi amcam.

“Konuşuruz,” dedi dayım.

Babam kaymak kâsesini kendine doğru çekti ve anneme fısıldadı:

“Seneye haberi ben açacağım. Daha az kan dökülüyor.”