Bayramın son günü öğleden sonra.
Anadolu’nun herhangi bir kasabasında, iki katlı bahçeli bir evin önünde bagaj yükleme töreni icra edilir.
Arabanın arka tamponu yere yaklaşmıştır. Amortisörler sessizce inler.
Baba bagaj kapağını açmış, elinde gazete kağıtları ve koli bantlarıyla bir tür Tetris uzmanı gibi düşünmektedir.
Bahçe kapısından köydeki anneanne çıkar. Kucağında beş litrelik şeffaf bir plastik bidon vardır.
İçi koyu kırmızı, güneşte kurutulmuş biber salçasıyla doludur:
— “Oğlum şunu da arka koltuğun altına sıkıştırıverin. Şehirde salça mı var, hepsi fabrikasyon kimyasal.”
Baba terini siler:
— “Anne kurban olayım araba almıyor artık. İki teneke zeytinyağı koyduk, üç çuval ceviz koyduk, tarhana torbası zaten stepnenin üstünde duruyor. Yaylar kırılacak.”
Anneanne kaşlarını çatar:
— “Bir salçayı da götüremiyorsanız niye geldiniz buraya kadar? Aç kalırsınız siz o koca şehirde.”
Bu cümle son noktadır. Bidon içeri girer. Bagaj kapağı iki kişinin omuz vurmasıyla zorla kilitlenir: GÜMM!
I. Otobanda Yaşanan 120 Kilometre Korkusu
Bolu Dağı Tüneli civarı. Saat gece 22.30.
Araba her kasisten geçtiğinde arkadan metalik bir gıcırtı ve sıvı çalkantısı sesi gelir.
Anne dikiz aynasından arkaya bakar:
— “Murat, arkadan bir zeytinyağı kokusu mu geliyor bana mı öyle geliyor?”
— “Yok canım motor ısınmıştır.”
— “Murat valla zeytinyağı kokuyor. O beş litrelik plastik bidonun kapağını tam sıkmamıştık, anneannem poşete sarmıştı ama…”
Gebze gişelerine gelindiğinde koku artık inkar edilemez bir gastronomi şölenine dönüşmüştür.
Arabanın içi soğuk sıkım Ege zeytinyağı ve acı biber salçası tütsüsüyle dolmuştur.
II. Bagaj Açılışı ve Facia Tutanağı
İstanbul’da sitenin kapalı otoparkına girilir.
Bagaj kilidi açıldığı an, Türk ailesinin en büyük lojistik kabusu gerçeğe döner.
Salça bidonunun kapağı sıcaktan genleşmiş, basınçla fırlamış ve bagaj tabanına yaklaşık iki kilo ev yapımı acı salça püskürtmüştür.
Üzerine sızan yarım litre zeytinyağı, çocukların bayramlık valizini ve yedek kışlık montları kusursuz bir kışlık ezme tabağına çevirmiştir.
| Bagaj Envanteri | Yükleme Anındaki Durum | İstanbul Otoparkındaki Akıbeti |
|---|---|---|
| 5 kg Ev Salçası | Şeffaf bidon, çift poşetli | Bagaj halısına kalıcı kırmızı leke |
| 10 lt Taş Baskı Zeytinyağı | Teneke kutu | Köşesi delinmiş, stepne yuvasına dolmuş |
| Köy Peyniri Bidonu | Peyniraltı suyu içinde | Ekşi koku tüm araba döşemesine sinmiş |
| Yufka Ekmeği Paketi | Gazeteye sarılı koli | Salçaya bulanmış, hamur olmuş |
| Kurutulmuş Patlıcanlar | İpe dizili askı | Yağlanmış ama mucizevi şekilde sağlam |
Gece yarısı saat 01.30’da anne ve baba bagajın başında ellerinde ıslak mendiller ve deterjanlı bezlerle çökmüş vaziyettedir.
Baba salçalı bezi sıkarak konuşur:
— “Bir dahaki bayrama uçakla gideceğiz. Yemin ediyorum uçakla gideceğiz. Valiz yok, salça yok.”
Anne parmağındaki salçayı tadar:
— “Ama Murat… Valla tadı çok güzel olmuş. Şehirdeki marketlerde böylesi yok…”
Ve kriz, Türk ailesinin o ebedi organik lezzet teslimiyetiyle sessizce kapanır.


