Kayınvalidem Meryem Hanım sarmaya not verir. Bunu kimse resmi olarak söylemez ama ailedeki her gelin, ilk bayramında, notun olduğunu öğrenir. Ben öğrendiğimde notlarım şöyleydi: geçen bayram “puro”, ondan önceki “eh”. Bu bayram hedefim belliydi: “kalem gibi”.

Not sistemini, üç bayram boyunca topladığım verilerle, aşağıya döktüm.

Kayınvalidenin cümlesiSarmanın kalınlığıAnlamı
“Kalem gibi sarmış maşallah.”Serçe parmağıAileye kabul edildin.
“Güzel olmuş.”Orta parmakOlmamış.
“Eline sağlık.”BaşparmakHiç olmamış.
“Ben biraz ince severim ama.”PuroSeneye tekrar dene.
(Sessizlik, sarmayı açıp içine bakar.)DolmaOğluna yazık.

Gece

Bayramdan önceki gece saat on birde yaprakları haşladım. Tencerede iki kilo yaprak, kâsede bir kilo pirinç, bir tabakta bir parmak ölçüsü. Ölçüyü kendim yaptım: bir kâğıdı serçe parmağımın kalınlığında rulo yapıp bantladım. Her sarmayı ona tutacaktım.

Saat 01.00. Altmış sarma. Kırk biri ölçüye uydu. On dokuzunu açıp yeniden sardım.

Saat 02.30. Doksan sarma. Eşim mutfağa su içmeye geldi, tezgâhtaki kâğıt ruloya baktı ve “Bu ne?” dedi. “Ölçü,” dedim. Bir şey sormadan geri gitti. Evliliğin ilk yılında insan bazı soruları sormamayı öğrenir.

Saat 03.40. Yüz on iki sarma. Parmaklarımın kendi kalınlıklarına yaklaştığını fark ettim. Son sarmaları sarmak için ölçüye artık gerek yoktu; parmağımı sarmanın yanına koymam yetiyordu.

Saat 04.20. Yüz kırk sarma. Tencereye dizdim. Limon dilimleri, zeytinyağı, bir tabak ağırlık. Ocağı kısık ateşte açtım ve tezgâhın başında, oturarak uyudum.

Teslim

Bayramın ilk günü kayınvalidemin Akhisar’daki evine sarmayla gittim. Tencereyi açtım. Meryem Hanım eğildi, baktı, bir tanesini çatalının ucuyla aldı ve ışığa tuttu.

Kayınbabam çatalını indirdi. Eşim nefesini tuttu. Ben tezgâhta uyuyan bir gece geçirmiştim; nefes tutacak gücüm yoktu.

“Kalem gibi sarmış maşallah,” dedi Meryem Hanım.

Bir saniye kimse kıpırdamadı. Sonra kayınbabam alkışladı. Görümcem bana sarıldı. Eşim, gözleri dolu, “Ben demiştim” dedi. Söylememişti.

Büyük hakem

Tam o sırada içeriden bir ses geldi. Meryem Hanım’ın annesi, doksan iki yaşındaki büyük kayınvalidem, odasından çıkmış, bastonuyla salona yürüyordu. Bayram yemeği için o da bir tencere sarma yapmıştı: kendi kızına, Meryem Hanım’a, sabah “yardım et” diye sardırmıştı.

Büyük kayınvalidem iki tencereye baktı. Önce benimkine. Bir sarma aldı, baktı, başını salladı. Sonra kızının sardığı tencereye. Bir sarma aldı, ışığa tuttu.

“Meryem,” dedi. “Bunu sen mi sardın?”

“Evet anne.”

Büyük kayınvalidem sarmayı geri koydu.

“Ben biraz ince severim ama.”

Meryem Hanım’ın yüzünde, otuz beş yıl önceki bir bayramdan kalma bir ifade belirdi. Bana döndü. Gözlerimiz buluştu.

O gün kayınvalidemle ilk kez aynı taraftaydık. Akşam, bulaşıkları birlikte yıkarken, bana bir şey fısıldadı:

“O kâğıt ölçüyü bana da yapar mısın?”