“Kızım sen yorulma, ben yaparım.”

Bu cümle bir teklif değil, bir mülkiyet beyanıdır. Kayınvalidem Sabahat Hanım bu cümleyi bayram sabahı, bizim evimizde, bizim mutfağımızda, benim tencereme uzanırken kurdu. Mutfak benimdi. Tencere benimdi. Ama cümle onundu.

“Yok anneciğim, siz oturun. Siz misafirsiniz.”

Bu da bir mülkiyet beyanıydı. Kayınvalidem bunu duydu ve gülümsedi. Gülümsemesi şuydu: “Misafir mi? Ben bu çocuğu büyüttüm.”

Yaprak kimsenin elinde değil

Bayram sofrası için sarma yapacaktım. Yaprakları haşlamıştım. Kayınvalidem yaprağa baktı.

“Ay kızım, bu yaprak biraz kalın. Sen yorulma, ben sararım.”

“Olur mu anneciğim, siz oturun, ben hallederim.”

“Sen otur. Bütün gün ayaktasın.”

“Siz daha çok ayaktaydınız. Yoldan geldiniz.”

İkimiz de oturmadık. İkimiz de yaprağın başında durduk. Yaprak kimsenin elinde değildi. Sarma sarılmıyordu.

Havada demlik

Kocam Hasan salondan seslendi: “Çay var mı?”

Kayınvalidem ve ben aynı anda demliğe uzandık. Elimiz demlik kulpunda buluştu.

“Sen yorulma kızım.”

“Siz yorulmayın anneciğim.”

Demlik ikimizin elinde, havada, kimse dökmeden, beş saniye durdu. Sonra ikimiz de aynı anda bıraktık. Demlik ocağa geri indi. Çay gelmedi.

İki sandalye

Bu noktada ikimiz de bir strateji değişikliğine gittik. Aynı anda. Konuşmadan.

Kayınvalidem mutfak sandalyesine oturdu. “Peki kızım, sen bilirsin. Ben oturuyorum.”

Ben de öbür sandalyeye oturdum. “Ben de biraz dinleneyim anneciğim.”

Mutfakta iki kadın, iki sandalye, bir tencere haşlanmış yaprak, bir demlik ve sıfır hareket. Birinin kalkması gerekiyordu. Kalkan, kaybedecekti. Çünkü kalkan “Ben yaparım” demiş olacaktı ve “Ben yaparım” diyen, mutfağın sahibi olduğunu ilan etmiş olacaktı. Ya da tam tersi, mutfağın hizmetçisi olduğunu.

On dakika oturduk. Saat on birdi. Sofra on ikide kurulacaktı.

Hasan

Salondan Hasan’ın sesi yeniden geldi. “Ne oluyor orada? Acıktık.”

Sonra Hasan mutfağın kapısında belirdi. Bize baktı. İki kadın, iki sandalyede, dimdik oturuyordu. Hasan durumu anlamadı. Hasan, otuz sekiz yılda bu tür durumları hiçbir zaman anlamadı.

“Tamam,” dedi. “Ben yaparım.”

Ve mutfağa doğru bir adım attı.

Kayınvalidem ve ben aynı anda ayağa kalktık.

“Sen dur oğlum!”

“Hasan, otur sen!”

İkimiz aynı anda tezgâha yürüdük. Kayınvalidem yaprakları aldı. Ben pirinci aldım. Kayınvalidem sardı, ben dizdim. Demlik doldu. Çay geldi. Sofra on ikiye beş kala kuruldu.

Hasan salonda, çayını içerken, “Ben bir şey yapmadım ama” dedi.

“Kızım sen yorulma,” dedi kayınvalidem, sarmayı tabağıma koyarken.

“Siz yorulmayın anneciğim.”

Hasan ikinci çayını istedi. Bu kez ikimiz de kalkmadık.