Nişanlandığımın üçüncü haftasında bayram geldi. Bursa’daki teyzemin evine girerken sağ elimi farkında olmadan cebime soktum. Annem bunu gördü ve elimi cebimden çıkardı.

“Saklama. Ayıp. Gösterilecek.”

Teyzelerim bir yüzüğe bakmaz, onu tartar. Göz terazileri kuyumcununkinden hassastır. Bu bayram dört teyze, dört ayrı tartım yaptı. Sırasıyla.

Kırk beş puan

Su tepsisini uzattığımda Nihan Teyze bardak almadı. Elimi tuttu. Parmağımı ışığa doğru çevirdi. Tepsi elimde, su bardakları sallanırken, Nihan Teyze yüzüğe on saniye baktı.

“Yarım karat.”

“Teyze…”

“Belki biraz altı. Kırk beş puan.”

Nihan Teyze emekli bir muhasebeci. Rakamlarda yanılmaz. En azından kendisi öyle düşünür.

Çok parlak

Nebiye Teyze yüzüğü yakından görmek istedi. Elimi aldı, kendi gözlüğünü çıkardı, yüzüğü gözüne iki santim yaklaştırdı.

“Parlak ama,” dedi. “Çok parlak.”

Bu bir iltifat değildi. Nebiye Teyze’nin dünyasında çok parlak taş, şüpheli taştır. Gerçek pırlanta “ağır” parlar.

“Sertifikası var mı?”

“Var teyze.”

“Hangi kuyumcu?”

Kuyumcunun adını söyledim. Nebiye Teyze başını salladı, bir şey not eder gibi.

Kırmızı kutu, lacivert kutu

Yengem yüzüğe bakmadı. Yengem yüzüğün kutusunu sordu.

“Kutusu kadife mi?”

“Kadife.”

“Kırmızı mı, lacivert mi?”

“Lacivert.”

“İyi. Kırmızı kutu ucuzdan olur.”

Yengem bu bilgiyi nereden edindiğini söylemedi. Ama emindi.

Başparmakla

Büyük teyzem en sona kaldı. Seksen bir yaşında, gözleri iyi görmüyor. Yüzüğe bakmak yerine parmağımı tuttu ve yüzüğü başparmağıyla okşadı. Taşın etrafını hissetti. Halkanın kalınlığını hissetti.

Bir süre sessiz kaldı.

Sonra başını kaldırdı ve Nihan Teyze’ye döndü.

Anneannemin yüzüğü

“Nihan,” dedi büyük teyzem. “Bu yüzük annemin yüzüğü.”

Su tepsisindeki bardaklar bir an sallanmayı bıraktı. Nihan Teyze’nin yüzü değişti.

Bu doğruydu. Nişanlım bana yeni bir yüzük almamıştı. Anneannemin, yani büyük teyzemin ve Nihan Teyze’nin annesinin yüzüğünü takmıştı. Annem vermişti. Aile yadigârı. Anneannem öldükten sonra annemde kalmıştı ve annem bunu, nişan için, nişanlıma vermişti. “Aile içinde kalsın” diye.

Nihan Teyze bu yüzüğü kırk yıl boyunca annesinin parmağında görmüştü. On saniye bakmış ve “yarım karat, kırk beş puan” demişti.

Nebiye Teyze “çok parlak” demişti. Nebiye Teyze o yüzüğü anneannemin parmağında hep “ne güzel parlıyor” diye överdi.

Yengem kutuyu sormuştu. Kutu yeniydi. Yüzük değil.

Nihan Teyze bir süre yüzüğe baktı. Sonra elini uzattı ve parmağımı tuttu, bu sefer yavaşça.

“Annem bunu her bayram takardı,” dedi.

Bir an kimse bir şey demedi. Sonra Nihan Teyze, kırk yıllık bir muhasebecinin titizliğiyle, gözlüğünü takıp yüzüğe bir daha baktı.

“Ama yine de yarım karat,” dedi. “Annem de hep bir karat derdi. Abartırdı.”