Yeni evimize taşındığımızın ilk bayramıydı. Lütfiye Teyze kapıdan girdi, ayakkabılarını çıkardı, salona geçti, koltuk takımının önünde durdu ve oturmadı. Önce elini koltuğun koluna koydu. Kumaşı iki parmağıyla ovuşturdu. Sonra sordu:
“Kaça aldınız bunu?”
Henüz “Hoş geldin” bile dememiştik.
İnegöl’deki ikizler
Lütfiye Teyze’nin evimizde gördüğü her şeyin bir de İnegöl’deki yarı fiyatlı ikizi vardı. Bunu ilk yarım saatte öğrendik.
Koltuk takımı: “İnegöl’de bunun aynısı yarı fiyatına. Kazıklanmışsınız.”
Perde: “Bu kumaşın metresi kaç? Tül de mi ayrı? Kazıklanmışsınız.”
Parke: Lütfiye Teyze eğildi, parkeye tırnağıyla dokundu. “Laminat bu. Laminata parke fiyatı mı verdiniz?” Verdiğimiz laminat fiyatıydı. Ama Lütfiye Teyze’nin yüzü, laminat fiyatının bile fazla olduğunu söylüyordu.
Avize: “Bunu nereden aldınız? İnegöl’de…” İnegöl’de avize de varmış.
Kedi: Kedimiz Fıstık koridordan çıktı. Lütfiye Teyze kediye baktı. “Bunu da mı satın aldınız?” “Sahiplendik teyze.” “Ha, iyi. Kazıklanmamışsınız.”
Strateji
Yarım saat sonra eşim mutfakta bana fısıldadı: “Fiyatları düşük söyleyelim. Kazıklanmışsın diyemez.”
Bu, mantıklı bir stratejiydi. Lütfiye Teyze’nin sorusu yemek masasına geldiğinde ben, gerçek fiyatın neredeyse yarısını söyledim.
Lütfiye Teyze bir an durdu. Kaşları kalktı. Sonra çattı.
“O kadara mı? Ucuz bu o zaman. Ucuz etin yahnisi yavan olur. Bir yıl dayanmaz.”
Strateji çökmüştü. Pahalıysa kazıklanmıştık, ucuzsa kalitesizdi. Doğru fiyat, Lütfiye Teyze’nin evinde bile yoktu.
Ama sonra bir şey oldu. Lütfiye Teyze masaya biraz daha yaklaştı.
“Nereden aldınız bunu o fiyata? Adresini ver.”
Adres
Mağazanın adresini verdim. Gerçek adres, sahte fiyat. Lütfiye Teyze adresi telefonuna kaydetti. Masaya bir kez daha dokundu. “Bunu alırım ben,” dedi. “Bizim masa eskidi.”
Lütfiye Teyze bayramdan sonraki hafta o mağazaya gitti. Bunu biliyorum, çünkü mağaza beni aradı. “Bir teyze geldi, sizin adınızı verdi, sizin fiyatınızı istedi.” Mağaza vermedi. Lütfiye Teyze pazarlık yaptı. Mağaza yine vermedi. Lütfiye Teyze, sonunda, masayı, bizim ödediğimiz gerçek fiyattan biraz fazlasına aldı.
Masa
Bir sonraki bayram Lütfiye Teyze’ye gittik. Salonuna girdik. Salonun ortasında, bizim masamızın aynısı duruyordu.
Eşim masaya yaklaştı. Elini masanın kenarına koydu. Ahşabı iki parmağıyla ovuşturdu. Sonra, bir yıldır bu anı bekleyen bir kadının sükûnetiyle, sordu:
“Teyzeciğim, kaça aldınız bunu?”
Lütfiye Teyze bir an durdu.
“Hediye geldi,” dedi.


