Ferit ortanca çocuktur. Ortanca çocukların bir yeteneği vardır: iki tarafın arasında durup ikisine de haklısın demek. Bu yetenek çocuklukta işe yarar. Mirasta yaramaz.
Babaları vefat edeli bir yıl oldu. Geriye Ayvalık’ta bir zeytinlik ve çarşıda küçük bir dükkân kaldı. Ağabey Cemal zeytinliği istiyor, çünkü “babam orayı bana söylemişti”. Abla Nevin dükkânı istiyor, çünkü “babam son yıllarında dükkânda benimle oturuyordu”. İkisi de diğerinin payının daha değerli olduğuna inanıyor.
Ferit hiçbir şey istemiyor. Bu bayram bunu söyledi.
“Ben para istemiyorum. Huzur olsun yeter.”
Hiçbir şey istemeyen biri
Cemal bu cümleyi akşam telefonda yorumladı.
“Ferit, sen Nevin’den yana mısın?”
“Değilim abi.”
“O zaman neden hiçbir şey istemiyorsun? Hiçbir şey istemeyen birinin bir şey istediği belli olur.”
Ferit bu mantığı çözemedi. Cemal çözmüştü.
Huzur kimin kelimesi
On dakika sonra Nevin aradı.
“Ferit, Cemal’le mi konuştun?”
“Konuştum abla.”
“Ne dedi?”
“Bir şey demedi.”
“Bir şey demediyse bir şey dedi. Sen onun tarafını tutuyorsun. Huzur istiyorum dedin ya, huzur onun lafı. Babam da hep ‘Cemal huzurlu çocuk’ derdi.”
Ferit “huzur” kelimesinin bir aileye ait olabileceğini o akşam öğrendi.
Eşit mesai
Bayramın ikinci günü Ferit bir yöntem geliştirdi: ikisine de eşit zaman ayıracaktı. Cemal’in evinde kırk dakika kaldı. Sonra Nevin’in evine gitti, orada da kırk dakika kaldı. Telefonunun kronometresini açtı.
Cemal’in evinden çıkarken Cemal sordu: “Nevin’e de gidecek misin?”
“Gideceğim abi, bayram.”
“Ne kadar kalacaksın?”
“Kırk dakika.”
“Bende de kırk dakika kaldın. Yani eşit tutuyorsun. Yani kararsızsın. Yani o tarafa kayıyorsun.”
Nevin’in evinde de aynısı oldu, ters yönden. Kırk dakikanın sonunda Nevin “Cemal’de de kırk dakika mı kaldın? O zaman benim çayımı onunkinden fazla içmedin” dedi. Ferit, Nevin’in evinde üç bardak çay içmişti. Cemal’in evinde de üç. Bunu söylemek yerine dördüncüyü istedi. Nevin memnun oldu. Bu kez Cemal’i nasıl memnun edeceğini düşünmek zorunda kaldı.
Uzlaşma
Bayramın üçüncü günü Ferit’in telefonu çaldı. Cemal. Sesi sakindi. Hatta neşeliydi.
“Ferit, müjde. Nevin’le konuştuk. Anlaştık.”
Ferit oturduğu yerden kalktı. Bir yıldır bu cümleyi bekliyordu.
“Nasıl anlaştınız abi?”
“Zeytinlik bende, dükkân onda. Değerleri aşağı yukarı aynı çıktı, eksperi çağırdık. Bölüştük.”
“İkiye mi?”
“İkiye. Sen zaten bir şey istemiyordun. Huzur istiyordun.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Huzur sende,” dedi Cemal. “Bizde de zeytinlikle dükkân.”
Bayram sonrası
Ferit’in payına huzur düştü. Tapusu yok ama kimse de itiraz etmiyor.


