Feride Hanım’ın salonundaki kadife berjer koyu yeşildir, yılın on bir ayı beyaz bir örtünün altında yaşar ve bayramda örtüsü kaldırılır. Bayramda o berjere oturtulmak bir onurdur. Bu bayram onur bana verildi. Elime de çifte kavrulmuş, fıstıklı bir lokum verildi.

Lokumu ısırdığım an anladım ki bu lokumun pudrası, lokumun kendisinden fazlaydı.

İlk kar

Lokumun yarısı ağzımda kaldı. Pudranın yarısı dizime, yarısı berjerin koyu yeşil kadifesine düştü. Kadife, pudrayı sevgiyle kabul etti. Koyu yeşil zeminde, sağ dizimin yanında, avuç büyüklüğünde beyaz bir kar birikintisi oluştu.

Feride Hanım mutfaktaydı. Bir dakikam vardı.

Kayak pisti

Elimin yan tarafıyla pudrayı berjerin minder kenarındaki aralığa doğru süpürdüm. Bu, sonradan anlayacağım üzere, kadife konusunda yapılabilecek en kötü şeydi. Kadife, tüyleri olan bir kumaştır. Tüylerin arasına giren pudra çıkmaz. Pudra kayboldu ama berjerin yeşili, pudranın geçtiği yol boyunca hafifçe açıldı. Bir kar birikintisi, bir kayak pistine dönüşmüştü.

Gözlükteki pudra

Eğildim ve pistin üstüne üfledim. Pudranın bir kısmı havalandı. Havalanan pudra, ışığın altında bir an süzüldü ve karşı koltukta oturan Feride Hanım’ın kocasının gözlüğüne kondu. Adam gözlüğünü çıkardı, sildi, tekrar taktı, bana baktı. Ben de ona baktım. Bir anlaşma yaptık: ikimiz de bir şey görmedik.

Siyah pantolon

Son çare olarak pistin üstüne oturdum. Biraz sağa kaydım, pudralı bölgeyi bacağımla örttüm ve Feride Hanım’ın dönüşünü bekledim. Bütün ziyaret boyunca kalkmamaya karar verdim.

Feride Hanım geldi. Elinde lokum tabağı vardı.

“Bir tane daha alın.”

Siyah pantolon giyiyordum. Siyah pantolonla ve pudralı bir kadife berjere oturmuşken ikinci bir lokum almak, kahramanlıkla ahmaklık arasında bir yerdedir. Ama hayır demek ayıptı. Aldım. Bu sefer avucumu altına tuttum, lokumu tek seferde ağzıma attım. Pudranın bir kısmı yine de nefesimle havalandı ve siyah pantolonuma indi.

Kalkış

Bir buçuk saat sonra kalkmam gerekti. Kalktım.

Berjerde, benim oturduğum yerde, koyu yeşil kadifenin üstünde, beyaz pudradan bir silüet duruyordu. Benim silüetim. Kalçamın, bacağımın, elimin dayandığı yerin izi. Bir olay yeri gibi.

Pantolonumun arkası ise, bunu sonradan aynada gördüm, bembeyazdı.

Feride Hanım berjere baktı. Uzun uzun baktı. Sonra bir şey söylemeden mutfağa gitti ve elinde bir tüy fırçasıyla döndü.

Arkeoloji

Feride Hanım fırçayı minder aralığına soktu ve bir kez çekti.

Aralıktan bir pudra bulutu çıktı. Benim pudram değildi. Çok daha fazlasıydı. Gri, sıkışmış, katman katman. Feride Hanım fırçayı bir kez daha çekti ve aralıktan bir lokum parçası, kurumuş ve taşlaşmış, halının üstüne düştü.

Feride Hanım lokum parçasını aldı, ışığa tuttu, inceledi.

“Bu 2019 Kurban Bayramı,” dedi. “Bu berjere o bayram Sinan oturmuştu. Sinan hep oraya iter.”

Fırçayı bir kez daha çekti. Biraz daha pudra, bir düğme, bir de çok eski, ambalajı solmuş bir bayram şekeri.

“Bu da annemin zamanından.”

Kapıda Feride Hanım bana bir poşet verdi. İçinde lokum vardı.

“Evde yersin oğlum. Kendi koltuğunda.”