Bayram boyunca bir defter tuttum. Defterde tek bir sütun vardı: “KPSS ne oldu?” sorusunu soran kişi ve saat. Fikir kız kardeşimindi. “Sayarsan katlanırsın,” demişti. Haklıydı; saymak bir şekilde acıyı istatistiğe çeviriyor.
Üç yıldır öğretmenlik ataması bekliyorum. Bu bayramın sonucu aşağıda.
Birinci gün: dokuz soru
09.40 — Babaannem. “KPSS ne oldu kızım?” Babaannem KPSS’nin ne olduğunu bilmiyor. Ama bir sınav olduğunu ve benim ondan bir şey beklediğimi biliyor. Bu kadarı yeterli.
10.15 — Amcam. “Atamalar çıktı mı?” “Çıkmadı amca.” “Ne zaman çıkacak?” “Bilmiyorum.” “Sen bilmezsen kim bilecek?”
11.30 — Amcamın eşi. “Sen hâlâ dershaneye mi gidiyorsun?” Dershane yok. Online kurs var. Bunu açıklamak yirmi dakika sürdü, sonunda yengem “Yani evde oturuyorsun” dedi.
14.00 — Komşu Behiye Teyze. Kapıda, ayakkabılarını giyerken. “Kızım atandın mı?” Kapıda sorulan soru, kapıda cevaplanmaz. Behiye Teyze cevabı beklemeden gitti.
Birinci günün toplamı: dokuz.
İkinci gün: varyasyonlar
İkinci gün sorular değişmeye başladı. Akrabalar KPSS sorusunun artık eskidiğini fark etmiş, yeni varyasyonlar geliştirmişti.
10.20 — Halam. “Mülakata kaldın mı?” Mülakat bir aşamadır. Ben o aşamaya gelmedim.
12.45 — Eniştem. “Puanın kaç?” Söyledim. Eniştem “Bizim zamanımızda o puanla doktor olunurdu” dedi. Eniştem lise mezunu.
15.00 — Halamın kızı. “Özelde çalışsana.” Özelde çalışmayı düşünüyorum. Halamın kızı özelde çalışıyor. Kendisi bunu “zor” olarak tanımlıyor, bana ise kolay bir çözüm olarak öneriyor.
17.30 — Teyzem. Telefonla. “KPSS ne oldu?” Teyzem İzmir’de. Soru Sivas’a kadar geldi.
İkinci günün toplamı: sekiz.
Üçüncü gün: yorgunluk
Üçüncü gün sorular azaldı. Akrabalar yorulmuştu. Ben de yorulmuştum ama farklı bir şekilde.
11.10 — Dedem. Dedem sordu ve hemen ardından cevap verdi: “Bizim zamanımızda sınav mınav yoktu. Öğretmen lazım dendi mi, öğretmen olunurdu.” Dedem öğretmen değildi. Ziraat teknisyeniydi. Ama öğretmen lazım dendiğinde öğretmen olunduğunu biliyordu.
13.00 — Amcamın oğlu. “Atanamayınca ne yapacaksın?” Bu sorunun “atanamayınca” kısmı, “atanırsan” ihtimalini ortadan kaldırıyordu. Amcamın oğlu bunu fark etmedi.
Üçüncü gün öğleden sonra defterde yirmi üç kayıt vardı. Yirmi üç kez aynı soru. Yirmi üç kez aynı cevap.
Yirmi dördüncü
Akşamüstü salonda oturuyordum. Bütün aile oradaydı. Halamın sekiz yaşındaki oğlu Alp, ellerinde bir çikolata, yanıma geldi. Gözleri parlıyordu. Bir şey soracaktı.
“Abla, KPSS ne oldu?”
Sekiz yaşındaydı. Ne olduğunu bilmiyordu. Ama üç gündür herkesin bana bunu sorduğunu görmüştü ve bunun bana bir şey söylemenin yolu olduğunu öğrenmişti.
Bir saniye düşündüm. Sonra çikolatasına baktım ve sordum:
“Senin karnen ne oldu Alp?”
Salonda bir şey değişti. Halam başını kaldırdı. Amcam başını kaldırdı. Yirmi üç soru boyunca bana bakan gözler, bir anda, sekiz yaşındaki Alp’e döndü.
“Evet Alp, karnen ne oldu?”
“Matematik kaç?”
“Türkçe?”
Alp çikolatayı bıraktı. Annesine baktı. Annesi başka yöne baktı.
Defterime yirmi dördüncü kaydı yazdım. Bu sefer soruyu soran bendim. Kız kardeşim omzumun üstünden okudu ve fısıldadı:
“Gizem, bu kayıt sayılmaz.”
“Sayılır,” dedim. “Onun için yeni bir defter açtım.”


