Salonda konu bir şekilde hayat pahalılığına ve döviz kurlarına gelir.

Enişte Rıfat tespihini çeker. Gözlerini Levent’te çalışan bankacı yeğenine diker:

— “Gökhan… Sizin bankada uzmanlar ne kadar alıyor şimdi? Ele geçen net kaç para kalıyor?”

Salondaki bütün dedikodu antenleri anında dikilir.

Televizyondaki spikerin sesi bile arka planda kalır.

Gökhan derin bir nefes alır. Ne kadar söylerse söylesin kaybedecektir:

  • Yüksek söylese: “Ooo zenginsin sen, bayramda birer cumhuriyet altını takarsın artık” denilecektir.
  • Düşük söylese: “O kadar sene okudun, koca bankada asgari ücretin az üstüne mi talim ediyorsun?” denilecektir.

I. Beyaz Yaka Savunma Doktrini

Gökhan profesyonel bir sis bombası patlatır:

— “Enişteciğim bizim sektörde tek bir maaş yok biliyorsun. Yıllık paket üzerinden hesaplanıyor. Performans bonusu, prim havuzu, özel sağlık sigortası ve yemek kartı çarpanı var. Çeyreklik hedeflere göre değişkenlik gösteriyor.”

Enişte Rıfat bu kurumsal jargona pabuç bırakmaz:

— “Bırak şimdi primi paketi oğlum. Ayın birinde ATM’ye kartı taktığında hesabına yatan rakamı söyle sen.”

Gökhan köşeye sıkışır:

— “İşte… Yetiyor çok şükür enişte, geçinip gidiyoruz.”

Enişte kafasını sallar:

— “Demek ki az veriyorlar. Bizim bacanağın oğlu yazılımcı oldu, evden çalışıyor, ayda yüz bin liranın altına imza atmıyor…”

İşte Türk ailesinde mali sorgunun değişmez bilançosu: Başkasının çocuğu daima sizden üç kat fazla kazanmaktadır.