Instagram’da paylaştığım bir fotoğrafın köşesinde bir el vardı. Bir erkek eli. Kahve fincanı tutuyordu. Fotoğrafı on bir dakika sonra sildim. On bir dakika, bizim ailede, bir haberin dört şehre yayılması için yeterlidir.

Bayram sabahı Samsun’daki salona girdiğimde dört teyzem salonun dört köşesine yerleşmişti. Bunu tesadüf sanmıştım.

Kapının yanındaki koltuk

Nurhayat Teyze, kapının yanındaki koltuk. İlk o yaklaştı. Sesini alçalttı.

“Kızım, o fotoğraftaki el kimin?”

“Hangi fotoğraf teyze?”

“Sildiğin.”

Sildiğimi biliyordu. Sildiğim saati de muhtemelen biliyordu. “Bir arkadaş,” dedim. Nurhayat Teyze başını salladı ve kalktı. Ama kalkarken gözüyle, salonun öbür köşesine bir işaret yaptı.

Hiç verilmeyen çay

Sevgül Teyze, pencerenin yanı. Çay bardağını uzatırken sordu, sanki başka bir şey soruyormuş gibi.

“Arkadaşın ne iş yapıyor?”

“Mühendis.”

“Ne mühendisi?”

“İnşaat.”

“Kamu mu, özel mi?”

“Özel.”

“Şirket ne kadar büyük?”

Bu noktada Sevgül Teyze’nin elindeki çay bardağının hiç bana verilmediğini fark ettim. Bardak bir araçtı.

Of’tan teyit

Remziye Teyze, televizyonun yanı. Remziye Teyze direkt sorar.

“Ailesi nereli?”

“Trabzonlu.”

“Trabzon neresi?”

“Of.”

Remziye Teyze arkasına yaslandı ve gözlerini kıstı. Of’tan tanıdığı birini düşünüyordu. Remziye Teyze herkesi tanır. Bir dakika sonra telefonunu çıkardı ve bir mesaj yazdı. Kime yazdığını sormadım.

Baş köşe

Gülsen Teyze, baş köşe. En son o. En önemli soruyu soran kişi her zaman en son konuşur.

“Söz ne zaman?”

“Teyze, daha öyle bir şey yok.”

“Yok mu? Peki ne zaman olacak?”

“Bilmiyorum.”

“Bilmiyor musun?”

Gülsen Teyze bunu bir şaşkınlıkla söyledi. Sanki bilmesi gereken bir şeyi bilmiyormuşum gibi.

Ayın on dördü

O sırada annem mutfaktan çıktı, elinde bir tepsi kurabiye. Gülsen Teyze’ye baktı. Gülsen Teyze anneme baktı. Bir bakış geçti aralarında.

“Söyle şuna,” dedi Gülsen Teyze.

Annem tepsiyi bıraktı. Bana döndü.

“Kızım, sen bilmiyor musun? Onun annesi beni dün aradı. Ayın on dördünde geliyorlar. Kız istemeye.”

Bir an konuşamadım. Ayın on dördü, yani iki hafta sonra. Annem biliyordu. Gülsen Teyze biliyordu. Remziye Teyze muhtemelen Of’tan teyit almıştı. Sevgül Teyze şirketin büyüklüğünü çoktan öğrenmişti. Nurhayat Teyze fotoğrafı silmeden önce kaydetmişti.

Ben bilmiyordum.

“Benim bilmem gerekmiyor muydu?”

Annem omuz silkti. “Biz sana söyleyecektik. Ama sen bize söylemedin ki. Biz de bekledik.”

Akşam telefonuma bir mesaj geldi. Ondan. “Annem seninkileri aramış galiba. Pardon. Sana bir şey sormam lazım ama…”

Cevap yazdım: “Biliyorum. On dördünde.”