Şükran Hala’nın gözleri kapıda bir tartı gibi çalışır: önce yukarıdan aşağı, sonra aşağıdan yukarı, en son yanaklarda durur. İki saniye. Sonra hüküm.
Bu bayram, Afyon’daki evinin kapısında, hüküm şöyleydi:
“Kilo mu aldın sen? Yoksa yüzün mü çökmüş?”
İkilem
Bu soruda bir doğru cevap yoktur. “Kilo aldım” derseniz kilo almışsınızdır. “Yüzüm çökmüş” derseniz yüzünüz çökmüştür. “Hiçbiri” derseniz Şükran Hala ikisinden birini seçer.
“Bilmem hala, aynıyım.”
“Aynı değilsin. Bir şey var.”
Şükran Hala elini yanağıma koydu. Sıktı. Bir tartının kefesini kontrol eder gibi.
“Yüzün dolmuş ama boynun incelmiş. Garip.”
Tartı turu
Salonda Şükran Hala’nın tartısı herkesten geçti.
Eniştemin oğlu: “Göbek yapmışsın. Evlilik yaradı.”
Yengem: “Zayıflamışsın. Hasta mısın? Bir kan tahlili yaptır.”
Teyzemin kızı: “Saçların seyrelmiş. Kilo verince saç dökülür.”
Kuzenim: “Spora mı gidiyorsun? Kolların kalınlaşmış. Kadına yakışmaz.”
Bu son cümle salonda bir sessizlik yarattı. Kuzenim kırk dakikadır sessiz oturuyordu. Şükran Hala’nın tartısından kaçmak için mutfağa da gitmişti, balkona da çıkmıştı. Sonunda yakalanmıştı.
Savunmalar
Bir saat içinde salonda, Şükran Hala’nın yorumlarına karşı geliştirilmiş beş savunma gördüm:
- “Bol giydim, ondan.” (Yengem.)
- “Işık öyle vuruyor.” (Kuzenim.)
- “Tiroid.” (Teyzemin kızı. Tiroidi yok.)
- “Siz de çok iyi görünüyorsunuz hala.” (Eniştemin oğlu. İşe yaramadı; Şükran Hala bunu bir saldırı olarak algıladı.)
- Tabağa iki dilim baklava daha koymak. (Ben. Neden yaptığımı bilmiyorum.)
Torun
Bütün bu süre boyunca salonun ortasında, halının üstünde, Şükran Hala’nın altı yaşındaki torunu Berk oturuyordu. Lego yapıyordu. Kimse ona dikkat etmiyordu. Ama Berk her şeyi dinliyordu.
Altı yaşında bir çocuk bir salonda en çok tekrarlanan cümleyi öğrenir. Bu salonda en çok tekrarlanan cümle belliydi.
Son tartım
Akşam, ayakkabılar giyilirken, Şükran Hala kapıda durdu. Herkese son bir kez baktı. Son bir tartım. Berk de yanındaydı, babaannesinin eteğine tutunmuştu.
Şükran Hala eğildi, torununu öpmek için.
Berk babaannesinin yüzüne baktı. Önce yukarıdan aşağı. Sonra aşağıdan yukarı. En son yanaklarda durdu. İki saniye.
“Babaanne,” dedi. “Kilo mu aldın sen? Yoksa yüzün mü çökmüş?”
Kapıda kimse kıpırdamadı. Şükran Hala doğruldu. Elini yanağına koydu.
Yengem ayakkabısının bağcığını bağlamayı bıraktı. Kuzenim kolunu indirdi. Teyzemin kızı tiroidini unuttu.
Şükran Hala bir süre torununa baktı. Sonra bize baktı. Sonra, otuz yıllık bir kariyerin ilk kez kesintiye uğramasıyla, tek kelime söyledi:
“Işık.”


