“Biz artık kalkalım” bizim ailede bir niyet beyanıdır, eylem değil. Bağlayıcı olması için en az üç kez söylenmesi, ayağa kalkılması ve montun en az bir koluna girilmesi gerekir. Geçen bayram Karşıyaka’da Saadet Teyze’nin evinde bu şartların hepsi sağlandı. Sonrasını kronometreyle tuttum.
0. dakika. Babam “Biz artık kalkalım” dedi ve kalktı. Herkes kalktı. Saadet Teyze oturdu. Bu ayrıntı önemlidir: ev sahibi kalkmadan kimse çıkamaz. Teyze oturarak süreyi başlattı.
3. dakika. Montlar giyildi. Annem çantasını omzuna astı. Saadet Teyze “Nereye, daha karpuz kesecektik!” dedi. Mart ayıydı. Herkes karpuzu sorgulamak istedi, kimse sorgulamadı. Teyze buzdolabını açtı: gerçekten bir karpuz vardı. Seradan, küçük, soluk, bir bayram için fazla iddialı. Karpuz geri kondu, “Bir dahakine” denildi. Böylece bir sonraki ziyaretin tarihi de bağlanmış oldu.
7. dakika. Kapı açıldı, eşik ilk kez görüldü. Merdivenden cereyan girdi. Fikret Enişte “Kapatın şunu, cereyan yapıyor” dedi. Kapı kapandı. Montlarımızla içeride kaldık.
12. dakika. Kapı tekrar açıldı. Saadet Teyze kuzenim Yekta’nın düğününü hatırladı: tarihini, salonunu, gelinin annesinin geçen bayram ne giydiğini. Yedi kişiydik. Bir apartman eşiği iki kişiliktir. Üçümüz sahanlıkta, ikimiz antrede, annemle teyzem tam eşiğin üstündeydi. Kapı, ikisinin arasında yarım açık bekliyordu.
18. dakika. Dokuz yaşındaki kız kardeşim Melek montun içinde terlemeye başladı. “Anne, sıcak.” Annem “Az kaldı” dedi. “Az kaldı” bizim ailede yarım saat demektir.
22. dakika. Sahanlık ışığı söndü. Otomatik. Fikret Enişte düğmeye bastı. Bundan sonra ışık dört kez daha söndü ve her seferinde sohbet karanlıkta devam etti. Kimse durmadı. Bir ara karanlıkta Saadet Teyze’nin sesi “…sonra bir baktım, aynı elbise” dedi ve ışık yandığında herkes aynı pozisyondaydı.
27. dakika. Babam arabanın anahtarını çıkardı, parmağında çevirmeye başladı. Bu, babamın bildiği en sert nota. Saadet Teyze anahtarı gördü ve “Arabayı nereye bıraktınız?” diye sordu. Konu park yerine, park yerinden belediyeye, belediyeden komşunun damadına geçti. Anahtar sekiz dakika daha döndü.
33. dakika. Melek merdivene oturdu. Montla. Teyze “Kız yoruldu, girin bir çay için” dedi. Eşik sohbetinin en tehlikeli cümlesi budur: kabul ederseniz sayaç sıfırlanır. Annem “Yok yok” dedi ama ayakkabısının birini çoktan çıkarmıştı. Babam gördü, annemin koluna dokundu. Ayakkabı geri giyildi.
38. dakika. Alt kattan komşu çıktı, bizi gördü, “Hayırlı bayramlar” dedi ve durdu. Komşu da sohbete katıldı. Komşunun kalkmak gibi bir derdi yoktu; zaten kendi apartmanındaydı.
41. dakika. Vedalaşma başladı. Herkes herkesle iki kez öpüştü. Komşu dahil. Komşu beni iki kez öptü; kim olduğunu hâlâ bilmiyorum.
45. dakika. Saadet Teyze kapıyı kapatmak üzereyken durdu.
“Durun, ben de sizinle ineyim. Ekmek alacaktım.”
Montunu giydi. Dört kat birlikte indik. Apartmanın önünde, arabanın yanında, Saadet Teyze kuzenim Yekta’nın düğününe geri döndü. Babam anahtarı çevirmeyi bıraktı; artık sadece tutuyordu.
Eve dokuzda vardık. Telefonumda Saadet Teyze’den bir mesaj vardı:
“Ekmek almayı unuttum, konuşmaktan. Karpuzu bir dahakine kesecez inşallah.”


