Bayram sabahı saat dokuzda, Bornova’da, apartmanın kapalı otoparkında, arabanın içinde oturuyorduk. Motor çalışıyordu. Araba hiçbir yere gitmiyordu. Bunun sebebi tek bir soruydu:

“Önce bizimkilere mi gidiyoruz, sizinkilere mi?”

Soruyu ben sordum. Serkan cevap vermedi. Serkan, evliliğimizin üçüncü bayramında, bu sorunun cevabı olmayan bir soru olduğunu öğrenmişti. Ben henüz öğrenmemiştim.

Arabadaki müzakere

Bizimkiler Buca’da. Serkan’ınkiler Karşıyaka’da. İkisi de yarım saat. Coğrafya kimseyi kayırmıyordu. Ben de bu yüzden başka kriterlere başvurdum.

“Geçen bayram önce sizinkilere gittik.”

“Geçen Kurban’da sizinkilere gittik.”

“Kurban sayılmaz, o öğleden sonraydı.”

“Öğleden sonra da bayramdır.”

Serkan haklıydı ama bunu söylemek için doğru zaman değildi. Ben haklı değildim ama bunu kabul etmek için hiç doğru zaman yoktu.

Telefonlar

Saat 09.15’te telefonum titredi. Annem.

“Kızım, kaçta geliyorsunuz? Baban tıraş oldu.”

Babamın tıraş olması bir sinyaldir. Tıraş olmuş bir baba bekliyordur.

Saat 09.18’de Serkan’ın telefonu titredi. Kayınvalidem.

“Oğlum, çıktınız mı? Ben çorbayı ocağa koydum.”

Çorbanın ocağa konması da bir sinyaldir. Kaynamaya başlamış bir çorba beklemez.

Serkan bana baktı. “Çorba,” dedi.

“Tıraş,” dedim.

Yazı tura

Saat 09.30’da bir lira çıkardım. Serkan bunu bir uzlaşma olarak gördü. Ben bunu bir uzlaşma olarak gördüm. İkimiz de kazanacağımızdan emindik.

Yazı geldi. Yazı Serkan’ındı.

“Üçte iki,” dedim.

Serkan bir şey demedi, parayı bana geri verdi. Yine attım. Tura. Bir kez daha attım. Yazı.

“Beşte üç,” dedim.

Serkan motoru kapattı.

09.45

Bu noktada ikimizin de telefonu aynı anda titredi. Aile grubu değil. İki ayrı mesaj, aynı saniyede.

Annemden: “Kızım siz hiç yola çıkmayın.”

Kayınvalidemden: “Oğlum siz evde kalın.”

Serkan’la birbirimize baktık. Annem ile kayınvalidem, bizim bilmediğimiz bir zamanda, bizim bilmediğimiz bir telefonla, konuşmuşlardı. Biz arabada kavga ederken annelerimiz telefonda anlaşmıştı.

Kapının önünde altı kişi

Arabadan indik. Otoparktan asansörle çıktık.

Kapımızın önünde annem, babam, kayınvalidem, kayınpederim, Serkan’ın kardeşi ve benim teyzem duruyordu. Annemin elinde bir tepsi baklava. Kayınvalidemin elinde bir tencere çorba, hâlâ sıcak.

“Sizi bekleyemedik,” dedi annem. “Biz geldik.”

“Kimse kimseye önce gitmesin diye,” dedi kayınvalidem.

Serkan anahtarı çıkardı. Kapıyı açtı. Altı kişi içeri girdi, bizim salonumuza oturdu ve bizden çay istedi. Ev dağınıktı. Bulaşık makinesi doluydu. Çay yoktu.

Annem mutfağa baktı, kayınvalideme baktı, iki kadın aynı anda gülümsedi.

“Ay, siz de hiç hazırlanmamışsınız.”