Taylan yıllık ikramiyesinin üçte birini, bayramın üç günü için, siyah bir Alman sedanına yatırdı. Kiralama şirketinin adı anahtarlıkta küçük harflerle yazıyordu. Taylan anahtarlığı ters çevirdi. Yazı görünmedi.

Plan basitti: Malatya’daki babaannesinin evine bu arabayla gelecek, apartmanın önüne park edecek, yukarı çıkacak ve anahtarı sehpaya bırakacaktı.

Anahtarı sehpaya bırakmanın bir sesi vardır. O ses, bir arabanın fiyatını salona duyurur.

Prova

Taylan yol boyunca anahtar bırakma provası yaptı. Benzinlikte, arabanın içinde, torpidonun üstüne. Fazla yüksek: hava atıyor gibi. Fazla alçak: kimse duymaz. Taylan doğru tonu Malatya’ya yirmi kilometre kala buldu. Anahtar, deri anahtarlığıyla birlikte, torpidoya tok bir “tık” sesiyle indi.

Malatya, apartman önü

Arabayı apartmanın tam önüne park etti. Balkondan iki hala baktı. Taylan bunu gördü, arabanın kapısını gereğinden biraz yavaş kapattı. Yukarı çıktı. Herkesin elini öptü. Salona geçti. Sehpaya yaklaştı.

Tık.

Halalar anahtara baktı. Anahtarlıktaki yıldız logosu, salonun bütün ışığını topladı.

“Aaa, araba mı aldın Taylan?”

“Yok hala, şirket arabası gibi bir şey.”

Bu cümle doğru değildi ama yanlış da değildi. Arabanın bir şirketi vardı.

Taylan’ın beklediği an buydu. Babaannesi, halaları, amcası, hepsi aynı anda anahtara bakıyordu. Taylan çayını aldı, arkasına yaslandı.

İkinci tık

Yirmi dakika sonra kapı çaldı. Kuzen Cem geldi. Cem Taylan’la aynı yaşta, aynı yıl üniversiteyi bitirmiş, aynı yıl işe girmişti. Aralarındaki yarış, iki kuzen arasında olabilecek en sessiz ve en uzun yarıştı.

Cem salona girdi, herkesin elini öptü, sehpaya yaklaştı.

Tık.

Taylan’ın anahtarının yanına, aynı tonda, aynı yıldız logolu bir anahtar indi.

Halalar iki anahtara baktı. Sonra iki kuzene baktı. Salonda bir şey değişti; artık bir statü gösterisi değil, bir eşitlik vardı. Halalar hayal kırıklığına uğradı. Eşitlik, bir bayram salonunda kimsenin istediği bir şey değildir.

Ters çevirme

Akşam, kalkarken, Taylan sehpadan anahtarı aldı. Cem de aldı. İkisi aynı anda, anahtarlıkları avuçlarında, kapıya doğru yürüdü.

Kapıda Cem durdu. Anahtarlığa baktı. Ters çevirdi. Taylan da kendi anahtarlığına baktı. Ters çevirdi.

İki anahtarlığın arkasında, küçük harflerle, aynı kiralama şirketinin adı yazıyordu.

İki kuzen birbirine baktı. Cem önce gülümsedi. Sonra Taylan.

“Kaç gün?” dedi Cem.

“Üç.”

“Ben de üç.”

Aşağıda

Apartmanın önünde iki siyah sedan yan yana duruyordu. Aynı model, aynı renk. Plakaların son iki rakamı ardışıktı. Kiralama şirketi aynı günde, aynı filodan iki arabayı, aynı aileye kiralamıştı.

Taylan ile Cem arabalarına bindi. Taylan motoru çalıştırdı. Cem de çalıştırdı.

Balkondan babaanne seslendi:

“Taylan! Cem! Hanginiz hangisine binecek, karıştırmayın!”

Karıştırmışlardı. Sehpadan kalkarken iki anahtar el değiştirmiş, iki kuzen de avucundaki anahtarın açtığı arabaya binmişti. Bunu, üç gün sonra, kiralama şirketinin telefonuyla öğrendiler: “Aracınızın sağ kapısında bir çizik var.”

Çizik, Cem’in kullandığı arabadaydı. Sözleşme Taylan’ın adınaydı.