1995 Ramazan Bayramı’nda bir ceket giydim. Ceket yündü. Bayram martın başındaydı ama Bursa o yıl erken ısındı ve ceket, bütün gün, bir battaniye gibi üstümde durdu.
Ceketin altında bir gömlek vardı, yakası kolalı. Gömleğin altında bir atlet. Pantolon kumaştı, belden sıkıyordu, çünkü annem “Büyürsün” diye bir beden küçük almamış, bir beden büyük almış ve beli kemerle sıkmıştı. Ayağımda rugan iskarpinler. Rugan, bir çocuğun ayağına yapılabilecek en sert şeydir.
O gün bütün akrabalar “Ne yakışıklı olmuş!” dedi. Ben bütün gün terledim, kaşındım ve topalladım.
2026
Oğlum Alp on yaşında. Bu bayram sabahı odasından çıktığında üstünde bir eşofman vardı. Gri. Yumuşak. Altında beyaz spor ayakkabılar.
“Bu ne?”
“Bayramlık.”
“Eşofman bayramlık mı olur?”
“Yeni ama. Etiketi yeni çıktı.”
Bir an durdum. Sonra 1995’teki ceketi düşündüm. Belimi sıkan kemeri. Rugan iskarpinleri. Ve bir şey yaptım ki, babam yapsa hayatım boyunca ona kızardım.
“Git, gömleğini giy.”
Gömlek
Alp gömleğini giydi. Kolalı değildi ama yakalıydı. Kemer taktı, pantolon kumaştı. Ayakkabılar spor ayakkabı kaldı, çünkü rugan bulamadık. Alp aynaya baktı.
“Baba, ben kaşınıyorum.”
“Alışırsın.”
Kendi ağzımdan çıkan bu cümleyi duydum ve bir saniye için babamın sesiyle konuştuğumu fark ettim.
Annemin hafızası
Annemin evine vardığımızda annem Alp’e baktı. Yukarıdan aşağı.
“Ay, bu çocuğa ne giydirmişsin? Kaşınıyor, bak.”
“Anne, bayramlık.”
“Bayramlık rahat olur. Çocuk kaşınır mı bayramda?”
Bir an konuşamadım. Bu kadın, 1995’te, bana yün ceket giydirmişti. Rugan iskarpin. Bir beden büyük, kemerle sıkılmış pantolon. Ve şimdi, otuz bir yıl sonra, bayramlığın rahat olması gerektiğini söylüyordu.
“Anne, sen bana yün ceket giydirmiştin.”
“Ne ceketi?”
“1995. Yün. Kahverengi.”
Annem bir an düşündü. Sonra gözleri parladı.
“Ha! O ceket! Dur!”
Dolap
Annem yatak odasına gitti. Beş dakika dolapların içinde bir şeyler aradı. Döndüğünde elinde naylon bir kılıf vardı. Kılıfın içinde kahverengi, yün, bir çocuk ceketi.
“Saklamıştım,” dedi. “Torunuma olur diye.”
Alp’e uzattı. Alp gömleğinin üstüne giydi.
Ceket tam oldu. Omuzlar, kollar, boy. Sanki 1995’te Alp için alınmış gibi.
Alp aynaya baktı. Uzun uzun baktı. Döndü, yan baktı, ceketin cebine elini koydu.
“Baba,” dedi. “Bu çok havalı.”
“Havalı mı?”
“Vintage. Bizim sınıfta kimsede yok.”
Fotoğraf
O gün Alp bütün gün ceketi çıkarmadı. Akrabalar “Ne yakışıklı olmuş!” dedi. Alp her seferinde “Babamın ceketi, vintage” dedi. Kaşınmadığını iddia etti. Terlediğini inkâr etti. Ceket, otuz bir yıl sonra, ilk kez sahibini mutlu etmişti. Sadece sahibi değişmişti.
Akşam eve döndüğümüzde Alp ceketi asarken bana döndü.
“Senin rugan ayakkabıların da var mı babaannemde?”


