Babamın planı bir A4 kâğıdına sığıyordu: altı ev, her birine kırk beş dakika, aralarda yol. Kâğıdın altına “Akşam 8’de evdeyiz” yazmıştı. Babam bu cümleyi her bayram yazar. Her bayram, saat sekizde, arabada, bir köprünün ortasında, bu cümleyi hatırlar.
Bayramın ilk günü altı ev, iki köprü ve bir arka koltuk. Arka koltuk her durakta biraz değişti.
09.30 — Kadıköy, babaanne
Çıkış. Arka koltukta üç çocuk: ben (on dört), kardeşim Elif (dokuz) ve amcamın oğlu Rüzgar (yedi). Rüzgar’ın ailesi bayramı Ankara’da geçiriyordu; Rüzgar bize emanet edilmişti. Annem öndeydi, kucağında iki kutu çikolata ve bir kutu lokum.
Babaannemde kırk beş dakika kalmamız gerekiyordu. Bir saat on beş dakika kaldık. Babaannem çay demlerken babam saatine bakmayı bıraktı; bakarsa ayıp olacaktı. Kâğıttaki plan ilk durakta otuz dakika geride başladı.
11.15 — Köprü
Köprüde trafik. Arka koltukta çikolata erimeye başladı, çünkü annem kutuyu güneşe gelecek şekilde torpidoya koymuştu. Elif’in elbisesi çikolatalı oldu. Rüzgar bir lokum aldı, sonra bir tane daha. Annem lokum kutusunun kapağını kapattı. Rüzgar kapağı açmanın bir yolunu buldu.
12.30 — Fatih, Münevver Hala
Kırk beş dakika yerine bir saat. Münevver Hala Rüzgar’a hayran kaldı. Rüzgar’ın de Münevver Hala’nın kurabiyelerine. İkisi bir anlaşma yaptı ve Rüzgar gizlice iki kurabiye cebine koydu. Bunu sadece ben gördüm.
14.10 — Fatih, Neriman Hala
Aynı mahalle, iki sokak öte. Arabayı park etmek yirmi dakika sürdü; yürüsek beş dakikaydı. Babam yürümeyi teklif etmedi; bir bayram ziyaretine yürüyerek gitmek, gidilen eve “arabamız yok” demektir.
Neriman Hala’nın evinde Rüzgar’ın üç yaşındaki kuzeni Defne vardı. Defne’nin bir oyuncak mutfağı vardı. Rüzgar oyuncak mutfağı gördü ve o andan itibaren bu evden çıkmak istemedi.
Babam saatine baktı: plan iki saat geride. “Kalkıyoruz.”
Ayakkabılar giyildi, montlar alındı, babam arabayı getirdi, annem kapıda vedalaştı, biz arka koltuğa sıkıştık. Araba hareket etti.
16.00 — Bakırköy, Rahmi Dayı
Bakırköy’e vardığımızda Rahmi Dayı’nın eşi kapıyı açtı ve bizi sayarak içeri aldı. “Bir, iki, üç…” Sonra durdu. “Üç çocuk değil miydi sizin arabada?”
Annem durdu. Babam durdu. Arka koltuğa baktık. Elif. Ben. Bir de Rüzgar’ın yerinde, sabahtan beri orada duran lokum kutusu. Kapak açıktı.
16.02 — Telefon
Annem Neriman Hala’yı aradı. Sesi titriyordu.
“Rüzgar orada mı?”
“Burada kızım. Defne’yle mutfak oynuyorlar. Çay yaptılar, bana da verdiler. Bırakın, akşam getiririz, siz rotanızı bitirin.”
Annem telefonu babama uzattı. Babam bir süre dinledi. Sonra Rüzgar’ın sesi duyuldu, arkadan:
“Ben gelmiyorum! Ben burada kalıyorum! Burada mutfak var!”
20.40 — Ev
Akşam 8’de evde değildik. 20.40’ta evdeydik. Altı evin dördüne gidebilmiştik. Babam kâğıdı çıkardı, gitmediğimiz iki evin üstünü çizdi ve yanına “yarın” yazdı.
Saat dokuzda Neriman Hala, Rüzgar’ı getirdi. Rüzgar’ın elinde oyuncak bir çaydanlık vardı. Defne vermişti. Cebinde de, sabahtan kalma, Münevver Hala’nın iki kurabiyesi.
Rüzgar kurabiyeleri çıkardı. Birini babama, birini anneme uzattı.
“Bunları size sakladım,” dedi. “Siz bugün hep arabadaydınız.”


