Celal Amca’ya göre bir meslekten ekmek çıkması için o mesleğin bir dükkânı olmalıdır. Doktorun muayenehanesi, avukatın bürosu, kasabın tezgâhı. Yazılımın dükkânı yok. Bu yüzden yazılımdan ekmek çıkmaz.
Bu kehaneti Kahramanmaraş’taki bayram salonunda, ikinci çayda, bana yönelterek yaptı.
“Ne okuyordun sen?”
“Yazılım mühendisliği amca. Üçüncü sınıf.”
“Yani bilgisayar tamircisi.”
Kehanet
“Bilgisayar tamircisi değil amca. Program yazıyoruz. Uygulama.”
“Uygulama ne?”
“Telefondaki şeyler. WhatsApp mesela.”
“WhatsApp’ı sen mi yazdın?”
“Hayır.”
“O zaman kim yazdı?”
Bu konuşmanın sonunda Celal Amca, WhatsApp’ı Amerikalıların yazdığına ve benim de bir gün Amerikalılar için çalışacağıma ya da hiç çalışmayacağıma karar verdi. İkisi de iyi değildi.
“Oradan ekmek çıkmaz oğlum. Devlete kapağı at. Memur ol. Garanti.”
Salondaki emekli memurlar başını salladı. Garanti kelimesi, bizim ailede, en sevilen kelimedir.
İlk arıza
Yarım saat sonra Celal Amca’nın telefonu çaldı. Açtı. Ses gelmedi. Kapadı. Yine çaldı. Yine ses gelmedi.
“Bu telefon bozuk,” dedi. “Yenisini alacağım.”
Telefonu aldım. Sessiz moddaydı. Bir tuşa bastım. Düzeldi.
Celal Amca telefona baktı. Bana baktı. Bir şey demedi. Telefonu cebine koydu.
Servis kuyruğu
Bu olay salonda görüldü. On dakika sonra halam yanıma geldi. Elinde tableti vardı.
“Oğlum, bu tablette fotoğraflar kayboldu.”
Kaybolmamıştı. Başka bir klasördeydi. Buldum.
Sonra eniştem. Akıllı televizyonunun kumandası. Kumandanın pili bitmişti. Pili değiştirdim.
Sonra yengem. WhatsApp’ta bir gruptan çıkamıyordu. Gruptan çıkardım. Yengem “Ay, oh be” dedi ve beni öptü.
Sonra babaannem. Babaannemin telefonunda yazılar çok küçük olmuştu. Büyüttüm. Babaannem telefonu gözlerine yaklaştırdı, sonra uzaklaştırdı, sonra “Görüyorum!” dedi. Yirmi yıldır bu kadar mutlu olduğunu görmemiştim.
Bir saat içinde sekiz cihaz, beş arıza, üç “Ay oğlum sen olmasan” geldi. Salon bir servise dönmüştü. Ben ortadaki koltukta, kucağımda bir tablet, yanımda bir telefon, elimde bir kumanda.
Celal Amca
Akşam kalkarken Celal Amca beni kapıda durdurdu. Cebinden telefonunu çıkardı.
“Bunun ekranı kırık,” dedi. “Bunu da yapar mısın?”
“Amca, ekranı ben değiştiremem. Onun için bir dükkâna…”
Celal Amca durdu. Gözleri parladı.
“Dükkân,” dedi. “Gördün mü? Dükkân lazım.”
Sonra cüzdanını çıkardı, içinden bir 100 lira aldı ve avucuma sıkıştırdı.
“Al. Bugünkü emeğin. Bundan ekmek çıkar oğlum, ben sana demiştim.”
Söylememişti.


