Gülsüm Hanım’ın evinde dört çift misafir terliği var ve bayramda yirmi beş kişi geliyor. Matematikte buna “yetersizlik” denir, Gülsüm Hanım’ın evinde “sistem”.

Sistemi bana kendisi anlattı, ben de aynen aktarıyorum. Bir terlik dağıtım kılavuzu olarak düşünün. Uygulamada nasıl yürüdüğünü de altına ekledim.

Kural 1: En iyi terlik en büyüğe. Ponponlu, içi kürklü, hâlâ etiketli olan çift kayınvalideye ayrılır. Kayınvalide bayram sabahı onda gelir, terliği giyer, akşam altıda çıkar. Yani dört çiftin biri sabahtan devre dışıdır. Uygulama: Kayınvalide bu yıl kendi terliğiyle geldi. Çantasından çıkardı. Ponponlu terlik kapıda öylece kaldı ve gelen ilk kişi, yedi yaşındaki torun, onu kapıp salona koştu. Torunlar bir kez terlik bulursa bırakmaz; ayağına büyük gelse bile içinde yüzer.

Kural 2: İkinci ve üçüncü çift erkeklere. Bunlar otel terliği. Gülsüm Hanım yıllar önce bir Antalya tatilinden “nasılsa kullanılmayacak” diye getirmiş. Beyaz, kumaş, tek kullanımlık. Uygulama: Tek kullanımlık terlik, on dördüncü bayramını geçiriyor. Tabanı kâğıt inceliğine inmiş. Barış Enişte giydi, salonun ortasına kadar yürüdü, terlik yolda kaldı. Kendisi çorapla devam etti. Terlik halının üstünde bir süre yalnız yattı.

Kural 3: Dördüncü çift acil durumlar içindir. Banyo terliği. Plastik, mavi, sağ tekin burnunda bir delik var. Gülsüm Hanım’a göre bu terliği giyen misafir “evden sayılır”, yani bir çeşit onur. Uygulama: Kimse onurlandırılmak istemedi. Delikli terlik akşama kadar kapıda bekledi, üç kişi baktı, üçü de çorapla devam etti.

Kural 4: Terliği olmayan halıda yürür, mermere basmaz. Uygulama: Salon halısı ile mutfak arasında bir buçuk metre mermer var. Çorapla oraya basan herkes küçük bir çığlık attı. Yirmi beş kişi, gün boyunca, mutfağa çay almak için bir buçuk metrelik buz pistini atlayarak geçti. Atlayanların topukları yere indiğinde bütün bina inledi.

Kural 5 (yazılı değil): Alt kat şikâyet etmez. Uygulama: Alt kattaki Hayri Bey ilk saat süpürge sapıyla tavana vurdu. İkinci saat telefon etti. Üçüncü saat bizzat çıktı. Kapıda durdu, elinde süpürge sapı, yüzü kırmızı, söze başladı:

“Gülsüm Hanım, kusura bakmayın ama…”

“Ay Hayri Bey, hoş geldiniz, buyurun bir çay.”

Hayri Bey içeri alındı. Ayağında terlik yoktu, verecek terlik de kalmamıştı; yalnızca kapıda Kural 1’den kalma ponponlu çiftin bir teki duruyordu, öbür tekini torun kaçırmıştı. Hayri Bey buna razı olmadı, Gülsüm Hanım ona mutfaktaki tahta takunyayı verdi. Takunya babadan kalmaydı. Hamamdan kalmaydı. Ne kadar tahta varsa ondan yapılmıştı.

Hayri Bey takunyayla salona yürüdü, çay aldı, balkona çıktı, geri geldi. Tak, tak, tak. Mermerde çift tak.

Telefon çaldı. Alt kattan, Hayri Bey’in eşi arıyordu.

“Gülsüm Hanım, kusura bakmayın ama yukarıda biri tepiniyor.”